imanla ilgili ayetler arapça ve türkçe

09Şubat 2017 Kuranda imanla ilgili ayetler – Kuranda geçen iman ayetleri. ahlak ve dua kavramlarının Kuran’ı Arapça mı, Türkçe mealini okumak Nisa Suresi Türkçe Okunuşu. 1. Ya eyyühen nasütteku rabbekümüllezı halekaküm min nefsiv vahıdetiv ve haleka minha zevcelna ve besse minhüma ricalen kesırav ve nisaa* vettekullahellezı tesaelune bihı vel erham innellahe kane aleyküm rakıyba. 2. Burada vermiş olduğumuz bu tek örnek imanla ilgili. Amelle ilgili âyetlerde durum farklı, ahkâm, yani şeri’at kanunlarıyla ilgili âyetlerde ayrı müteşâbih bölümüne giren âyetlerin anlaşması meselesi ise daha da farklıdır. Bunların bir kısmı hakkında ancak müfessirler, bir kısmında ancak müctehidler söz Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya lideri Putin ve İran Cumhurbaşkanı Reisi'nin Tahran'da bir araya geldiği Astana görüşmesi Arap basını ve İran gazetelerinde geniş yer buldu. BBC İzleme 1. Arapça-Türkçe metin ve meal beraberdir. 2. Konu ile ilgili ayetler nüzul sırasına göre verilmeye çalışılmıştır. 3. Ayetler hem konu hem de kelime mantığında dizilirken kelami konular daha ön plandadır. 4. Bu mantıktan hareket edildiği için ayetlerin tekrarı oldukça fazladır. Site De Tchat Rencontre Gratuit Sans Inscription. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Sarayı'nda, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği İSİPAB 16. Konferansındaki açılış konuşmasına Bakara Suresi 155'inci ayetini okuyarak başladı. Peki, Bakara Suresi 155. ayet ne? İşte Bakara Suresi 155 ayet tefsiri, Arapça ve Türkçe okunuşu…BAKARA SURESİ 155. AYET, TEFSİRİ İLE TÜRKÇE ARAPÇA OKUNUŞU155Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!156Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç ederek müşriklerin saldırılarından kısmen kurtulmuşlardı. Bununla birlikte hicretin ilk yıllarında hâlâ kaygı ve korkuları vardı; yeni vatanları olan Medine de putperestlerin tehdidi altındaydı. Nitekim kısa zaman sonra çatışmalar başladı. Bu arada müslümanlar ağır maddî sıkıntı çekiyorlardı; hicret edenler mallarını geride bırakmışlardı; çatışmalarda da mal ve can kaybına uğruyorlardı. İmkânlarını kardeşçe paylaşmalarına rağmen –Peygamber ailesi de dahil olmak üzere– çok zaman günlerce karınlarını doyuramıyorlardı. Âyette özellikle Medine döneminin ilk yıllarındaki bu sıkıntılara işaret edilmekle beraber, genel anlamda Allah’ın insanları bu tür sıkıntılarla imtihan etmesi her zaman mümkün olduğundan, âyetin anlamı ve amacı da mutlak ve geneldir. Buna göre Allah müslümanları o zaman denemiştir, dilediği her zaman da dener. Allah’a dayanıp sıkıntıları altında ezilmeyenler hem dinî hem de dünyevî bakımdan hep kazanmışlardır; bu Allah’ın yasasıdır. Onun için 155. âyetin sonunda “Sabredenleri müjdele” buyurularak yeniden sabra vurgu yapılmış; 156. âyette bu sabrın imanla ve teslimiyetle bütünleşmiş bir sabır olduğu özellikle belirtilmiştir. Bu âyetler bir yandan Hz. Peygamber’le ona inanan ilk müslümanların sahip oldukları kesin imanla yüksek ahlâkı ve üstün moral gücünü yansıtmakta; bir yandan da örnek müslümanın karakteristik yapısını tanımlamaktadır. Bu yapının temel taşı Allah’a sarsılmaz iman, güven ve teslimiyettir; sadece Allah’a ait olduğumuzun ve en sonunda O’na döneceğimizin bilinci içinde, başarı ve kurtuluşu da yalnız Allah’tan beklemek, bu imanın bir ürünü olarak Allah karşısında her zaman ümitli ve iyimser olmak, düşmanlar karşısında da onurlu ve kişilikli “lutuflar” şeklinde çevirdiğimiz 157. âyetteki salavât kelimesi salâtın çoğuludur. Tefsirlerde salât çoğunlukla “mağfiret” bağış kelimesiyle açıklanmıştır. Fahreddin er-Râzî ise bu âyetteki salât ve rahmet kelimelerini şöyle açıklar “Salât Allah’tan olunca senâ, medih övgü ve yüceltme anlamına gelir; rahmet ise Allah’ın verdiği ve vereceği nimetlerdir” IV, 155. Buna göre âyet, Hz. Peygamber ve müslümanların yaptığı gibi hayatın türlü zorluklarına karşı koyan; özellikle inançlarını, vatanlarını ve diğer yüksek değerlerini koruma uğruna karşılaştıkları sıkıntılara sabır ve metanetle direnen; Allah’a olan inançlarını, güven ve teslimiyetlerini, iyimserliklerini, sabır ve metanetlerini her zaman koruyan yüksek karakterli müminler için, daha yücesi düşünülemeyecek güzellikte bir iltifattır. Çünkü burada müminlere övgülerde bulunup onların hidayette olduklarını bildiren bizzat Allah’tır. Bir mümin için bundan daha büyük bir lutuf ve şeref Yolu Tefsiri Cilt 1 Sayfa 241-242Bakara Suresi 15. Ayet Arapça ve Türkçe okunuşu وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ ﴿١٥٤﴾ Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvâtemvâtun, bel ahyâun ve lâkin lâ teş’urûnteş’urûne.Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ ﴿١٥٥﴾ le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerâtsemerâti, ve beşşiris sâbirînsâbirîne.Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ ﴿١٥٦﴾ izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûnrâciûne.Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman “Biz muhakkak ki Allah içiniz O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık ve muhakkak O’na döneceğiz ulaşacağız.” derler. Prof. Dr. Kerim Buladı / İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi İnsaf ve merhametten yoksun bir anlayış ve uygulamanın neticesinde yeryüzünde ve özellikle Müslüman toplumlarda yapılan katliamlar, akan gözyaşları, yetim ve öksüzlerin dilhun bakışları, mazlumların çaresizliği umut kulvarında büyük gedikler açmaya devam ediyor. Karamasarlığın zifiri karanlıkları, kalplerimize, zihnilerimize ve tasavvurlarımıza yaptığı baskı, tarifi mümkün olmayan boyutlara ulaştı. Evrende, Müslümanların karşılaştığı olumsuzlukların, baskı ve zulümlerin, söz konusu imtihanın bir parçası olduğunu kabul etmekle birlikte, böyle bir perdenin arkasına sığınarak çaresizliğe, ümitsizliğe ve gevşekliğe düşülmesinin isabetli olmayacağını da vurgulamak gerekir. Kur’an, şartlar ne olursa olsun inananlara sürekli umut aşılamakta ve karamsarlığa düşülmemsini tavsiye etmektedir. Bu çerçevede yazımızı tamamlamaya RAHMETİNDEN ÜMİT KESMEYİNİZKendi nefislerine karşı haddi aşan ve haksızlık edenlere Kur’an, Allah’ın rahmetinden, bağışlamasından ve lütfunden ümit kesmemelerini şöyle dile getirir.“De ki “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” Zümer, 39/53.İbn Abbas’ın rivayetine göre bu âyet, “Muhammed putlara tapan, Allah’ın haram kıldığı cana kıyan kimselerin bağışlanmayacağını iddia ediyor, bu durumda biz nasıl hicret edelim? Nasıl Müslüman olalım? Hâlbuki biz, Allah’tan başkasına ibadet ettik, Allah’ın haram kıldığı cana kıydık” diyen Mekke halkı hakkında inmiştir. Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâbu’n-Nüzûl, tahkik, Said Mahmud, Dâru’l-Ceyl, Beyrut, ts. s. 274. Görüldüğü gibi, bir kimse şirk hariç olmak üzere ne kadar günah işlerse işlesin, Allah’ın bağışlamasından, rahmetinden yine de ümidini kesmemelidir. ÜMİTSİZLİĞİN PANZEHİRİÜmitsizliğin, üzülüp karamasarlığa düşmemenin panzehiri imandır. İman, en büyük güç ve umut kaynağıdır. Bütün dertler ve kederler imanla sükûn bulur. Uhud savaşında zarar gören ve kısmi mağlubiyet yaşayan Hz. Peygamber ve müminler çok üzülmüştü. Bunun üzerine onları teselli etmek ve moral vermek için şu âyet indirilmiştir. Vâhidî, s. 92.“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” Âl-i İmrân, 3/139HER ZORLUĞA BİR ÇIKIŞ YOLUAllah’tan korkan ve O’na derin saygısı olan bir kimse inanır ve bilir ki, Yüce Yaratıcı kendisine itimat eden ve saygı duyanları mahrum etmez. Maddi ive manevî sıkıntılar karşısında onu yalnız bırakmaz. O, kendisine şah damarından ve herkesten daha yakındır. Kaf, 50/16; Vâkıa, 56/85 Nerede olursak olalım, bizimle beraber olduğuna inandığımız Allah Hadîd, 57/4, samimi kullarını başkalarının eline ve insafına terk etmez. Allah’ın emirlerini yerine getirmeye ve yasakladığı şeylerden sakınmaya gayret eden ve hayatını bu ilahî prensipler üzerine inşa eden mü’min, hiçbir zaman karamsarlığa düşmez. Zira Allah ona hangi şartlar olursa olsun bir çıkış, bir kurtuluş yolu gösterir. Nitekim bu konuda şöyle buyrulmuştur. “…Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.” Talak, 65/2.Ebû Zer Peygamber bu âyet hakkında şu sözünü rivâyet eder. “Ben öyle bir âyet biliyorum ki, insanlar bu âyete tutunurlar/sarılırlarsa gereğine göre amel ederlerse bu onlara yeter/kâfi gelir.” Bunun üzerine orada bulunan ashab-ı kirâm “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu hangi âyettir” diye sorduklarında Peygamber onlara “…Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar,” âyetini okuyarak cevap vermiştir. İbn Mâce, Zühd, 24. Kurtubî Tefsirinde yapılan açıklamaya göre Peygamber yukarıda zikredilen âyetle birlikte “Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter” Talak, 65/3 âyetini de okumuştur. Hatta bunu tekrar tekrar okumaya devam etmiştir. Kurtubî, Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî, el-Câmu li Ahkâmi’l-Kur’ân, Dûru’l-Fikr, Beyrut, 1995, c. 9, cüz, 18I, s. 149. İbn Abbas’ın anlattığına göre, Hz. Peygamber bu iki âyeti okumuş, bunları, Allah Teâlâ’nın kendisinden korkan kimseye dünyanın şüphelerine, ölümün şiddetli sarsıntılarına ve kıyametin zorluklarına karşı bir çıkış yolu lütfedeceği şeklinde açıklamıştır. Kurtubî, c. 9, cüz, 18I, s. 50.Hz. Cabir’in anlattığına göre bu âyet, müşrikler tarafından oğlu Sâlim’in esir alınmasına üzülen sahabeden Avf b. Malik el-Eşceî hakkında inmiştir. Avf, Hz. Peygambere gelerek şikâyette bulunur. Oğlunun esir alındığını ve annesinin sabırsızlandığını ve bu konuda ne emir buyuracağını sorar. Bunun üzerin Peygamber “Allah’tan kork, sabret, sana ve eşine “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi” Allah’tan başka hiçbir kuvvet ve çare lütfedecek hiçbir kimse yoktur sözünü çok söylemenizi emrediyorum” buyurdu. Avf evine giderek Rasûlüllah yukarıda ifade edilen emrini ve sözlerini eşine bildirdi. Eşi “Rasûlüllah’ın bize emrettiği şeyler ne güzel” diye karşılık verdi. Karı-koca bunları söylemeye devam ettiler. Düşmanın bir anlık gafletinden yararlanan oğulları, dört bin koyundan oluşan davarları sürerek babasına getirdi. Bunun üzerine bu âyet indi. Kurtubî, cüz, 18, s. 150. Görüldüğü gibi sabredene, bütün güç ve kuvvetin Allah’a ait olduğuna inana, O’nu çokça zikredene ve bütün benliğiyle teslim olana Allah ummadığı bir yerden rızık vermekte ve ona bir çıkış yolu göstermektedir. HER ZORLUĞA KARŞI BİR KOLAYLIKBütün ibadet ve taatlarımızın temel ekseni, takvâ/Allah’tan sakınma ve O’nun rızasını kazanmak olmalıdır. Yüce Yaratıcı’nın emirlerine samimiyetle bağlanıp yasaklarından kaçınan, dünyevî ve uhrevi her işini O’nun rızası için yapan kimselere, Allah kolaylık lütfedeceğini vadetmiştir. “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir” Talak, 65/4 âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır. Her şeyin Allah’ın takdirinin bir eseri olduğuna inanan bir kimse, başına gelecek bütün işlerin Allah’ın bir yazgısı/takdiri olduğuna inanır. Kendisine düşen tedbirleri almakta atalet ve gevşeklik göstermemektir. O’na olan güvencinin tam olmasıdır. Bu psikolojik ve ruh haline sahip bir mümin, asla karamsarlığa ve ümitsizliğe düşmez. Bu konuda şu âyet önemli bir delil ve teselli kaynağıdır. “De ki “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” Tevbe, 9/51BAŞARI ALLAH’TANDIR/GÜVEN SADECE O’NADIRMuvaffakiyetini Allah’ın yardımına bağlayan, iyi niyetli ve barışı sağlama azminde olan bir kimsenin güvendiği ve sırtını yasladığı sadece Allah’tır. O, “Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz” sözleşmesinin gereğine göre hareket eder ve O’na tevekkül etmeyi ihmal etmez. Bir peygamberin dilinde şu mesaj bu bağlamda hayatiyet kesbetmektedir. “Ben sadece gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” Hûd, 11/88. “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.” Mümtehine, 60/4. Hz. Peygamberden rivayet edilen bir hadis bu konuda bizlere önemli ipuçları vermektedir. Habbab şöyle anlatır “Resûlüllah’ın yanına geldim. Kabe’nin gölgesinde örtüsüne bürünmüş dinleniyordu. “Bizim için Allah’tan yardım istesen ve dua etsen olmaz mı” diye kendisine şikayette bulunduk. Bunun üzerine yüzü kızarmış bir vaziyette oturdu ve şöyle buyurdu “Sizden öncekilerden bir kimse tutuklandı. kendisine bir çukur kazıldı ve oraya koyuldu. Sonra testere getirildi, başına koyularak ikiye ayrıldı biçildi. Bu durum, onu dininden çevirmedi. Demir tırmıkla eti ve derisi tarandı, yine bu durum, onu dininden döndürmedi. Allah’a yemin ederim ki, bu iş dini tebliğ görevi tamamlanacak, hatta bir yolcu Sana ile Hadramevt arasında serbestçe yolculuk yapacak. Yolculuğu esnasında Allah’tan ve davarına karşı saldıracak kurttan başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz.” Buharî, Menâkıb, 25, İkrah, 1; Ebû Dâvûd, Süleyman el-Eşas es-Sicistânî, es-Sünen, İstanbul, 1981, Cihad, 97; Ahmed b. Hanbel, V, 109; 111. İMTİHANDAN KORKMAMAKHak davasını yüklenen ve temsil eden insanların denendiklerini ve deneneceklerini çeşitli âyetler ve hadisler ısrarla vurgulamaktadır. Bu konuda şu hadis oldukça dikkate şayandır. Ebu Huzeyfe şu bilgiyi verir Resûl-i Ekrem “İslam kelimesini söyleyenlerin adedi kaçtır, sayın bana!” dedi. Biz“Ey Allah’ın Resûlü! Sayımız altı yüz ile yedi yüz arasında olduğu halde bize bir kötülük ederler diye mi korkuyorsun” açıklamasında bulunduk. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Siz bilmezsiniz, belki ibtilâ edilirsiniz imtihan olunursunuz” buyurdular. Huzeyfe “gerçekten kısa bir müddet sonra ibtila olunduk. O derece ki, bizden birimiz namazını bile ancak gizli kılmaya başladı” demiştir. Müslim, İman, 23; İbn Mâce, Fiten, 23; Ahmed b. Hanbel, V, 384. Buhârî’nin rivayetine göre, Resûlüllah “Müslüman’ım diyenleri bana yazın” buyurmuşlardır. Bunun üzerine biz de kendilerine 1500 kişi yazdık ve “Biz 1500 kişi olduğumuz halde korkuyor muyuz” dedik. Hadisin ravisi “Vallahi zaman oldu öyle bir imtihana belâya tabi tutulduğumuzu gördük ki, insan evinde yalnız başına namaz kılarken bile korkuyordu” Buhârî, Cihad, 181. demiştir. Hadisi şerifte, Hz. Peygamberin irtihalinden sonra çıkacak fitnelere işaret edildiği gibi, genel olarak Müslümanların başlarına gelecek musibetlere de bir atıf vardır. Gerçekten Müslümanlar, zaman zaman büyük imtihanlara tabi tutulmuşlar ve sınanmışlardır. Bütün bunlara rağmen mümin ümitvar olmalı, asla karamsarlığa kapılmamalıdır. Akademi Yazarları Akademik Dünya Akademik Haberler Akademik Takvimler Akaid Akaid Ders Notları Alim Amerika Tarihi Amerika Tarihi Ders Notları Amerikan Sineması Ders Notları Analiz Antik Yunan Felsefesi Antik Yunan Felsefesi Ders Notları Antropoloji Antropoloji Ders Notları Araştırmacı Asker Asya Tarihi Asya Tarihi Ders Notları Avrupa Sineması Avrupa Sineması Ders Notları Avrupa Tarihi Avrupa Tarihi Ders Notları Bestekar Bilim insanı Bilim-Teknoloji Biyografi Cuma Yazıları Cumhurbaşkanı Çeviri Çiftçi Çocuk Eğitimi Çocuk Eğitimi Ders Notları Ders Notları Duyurular Dünya Dünya Edebiyatı Dünya Edebiyatı Ders Notları Dünya Tarihi Ders Notları Düşünür Edebiyat Eğitim Eğitim Kuramları Eğitim Kuramları Ders Notları Eğitimci Ekonomi Eski Mısır Eski Mısır Ders Notları Etkinlikler Felsefe Fikriyat Özel Fotoğraf Fotoğrafçı Gazeteci Geleneksel Sanatlar Genel Genel Gökbilimci Gündem Hadis Hadis Ders Notları Hanende Hattat Hekim Hint Sineması Hint Sineması Ders Notları İlahiyat İlahiyatçı İslam İslam İslam Ders Notları İslam Dünyası İslam Felsefesi İslam Felsefesi Ders Notları İslam Tarihi İslam Tarihi Ders Notları Kavramlar Kavramlar Ders Notları Kebikeç Kimdir Kitap Tahlili Klasik Batı Müziği Klasik Batı Müziği Ders Notları Klasik Türk Müziği Klasik Türk Müziği Ders Notları Kur'an Kur'an Ders Notları Kült Filmler Kült Filmler Ders Notları Kültür Sanat Listeler Makaleler Meal Meal Ders Notları Medya Mefhum Milletvekili Mimar Modern Felsefe Modern Felsefe Ders Notları Muhaddis Mutasavvıf Müezzin Mühendis Müzik Neyzen Osmanlı Padişahı Osmanlı Sadrazamı Osmanlıca Pedagoji Peygamber Psikolog Psikoloji Psikoloji Bilimi Psikoloji Bilimi Ders Notları Ramazan Ressam Rus Sineması Rus Sineması Ders Notları Sağlık Sahabi Sahaf Sıkça Sorulan Sorular Sinema Siyaset Siyasetçi Siyer Siyer Ders Notları Sosyolog Sosyoloji Sosyoloji Bilimi Sosyoloji Bilimi Ders Notları Spor Statik Sunucu Şair Tarih Tarihçi Tefsir Ders Notları Tercüman Türk Edebiyatı Türk Edebiyatı Ders Notları Türk Halk Müziği Türk Halk Müziği Ders Notları Türk Sineması Ders Notları Türk Tarihi Ders Notları Uzakdoğu Sineması Uzakdoğu Sineması Ders Notları Üniversiteler Ünlü Filozoflar Ünlü Filozoflar Ders Notları Ünlü Psikologlar Ünlü Psikologlar Ders Notları Ünlü Sanatçılar Ünlü Sanatçılar Ders Notları Ünlü Sosyologlar Ünlü Sosyologlar Ders Notları Ünlü Yazarlar ve Şairler Ünlü Yazarlar ve Şairler Ders Notları Ünlü Yönetmenler Vav Radyo İslam Vav Tv Yakın Tarih Ders Notları Yaşam Yazar Yazarlar Yönetmen ÂMENTÜ İman ettim anlamında, iman esaslarıhakkında kullanılan tabir. Âmentü kelimesi Arapça olup 'âmene" fiilininnefs-i mütekellim vahdesi di'li geçmiş zamanın 1. tekilşahsıdır. Türkçe'de "inandım" olarak ise, iman esaslarını ifade için Arapça'da inanç esaslarını topluca bildiren cümleler"âmentü" kelimesiyle başlamaktadır ki şu cümlelerdir"Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusulihîve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'lkaderi hayrihî ve şerrihî mine'llâhiteâlâ". Bu cümlelerin Türkçe karşılığışöyledir "Ben, Allah'a, meleklerine, kitaplarına,peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayır ve şer herşeyin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna inandım."İşte müslümanın âmentüsü yani inanç esasları bucümlelerde formüle edilmiştir. Bu formül elbette ayet ve hadisleredayanmaktadır. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur"...Fakat birr kişiyi Allah'a yaklaştıran her iyişey, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlereiman eden in bu imanıdır..." el-Bakara, 2/177. Buayette ve Nisâ suresinin şu ayetinde Cenâb-ı Allah imanesaslarından beşini bir arada zikretmektedir. "Ey imanedenler! Allah'a, O'nun peygamberine, peygamberine indirdiği Kitab'ave daha önce indirdiği Kitab'a iman da sebât edin. Kim Allah'ı,meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, ahiret gününüinkâr ederek kâfir olursa, şüphesiz derin bir sapıklığasapmıştır. " en-Nisâ, 4/136 Cenâb-ı Allah buayette müminlere, Allah'a, O'nun peygamberi Hz. Muhammed'e, peygamberineindirdiği Kitab Kur'an'a, daha önceki peygamberlere indirdiğimukaddes kitaplara inanmalarını emretmekte ve Allah'ı,meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününüinkâr edenlerin doğru yoldan tam olarak sapıp kâfir olduklarınıbildirmektedir. Ömer sahih senetle rivayet edilen birhadiste Hz. Peygamber iman esaslarını altı maddehâlinde bildirmiştir. Cibrîl hadîsi* diye meşhur olan buhadise göre Cebrâîl Hz. Peygamber'in yanında ashabdan birkısmının bulunduğu bir zamanda insankılığında gelmiş ve Hz. Peygamber'in dizinindibine oturarak İslâm, iman, ihsan ve kıyamet hakkındabilgi edinmek ve bunları ashaba öğretmek ilgili soruya Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir"İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,ahiret gününe, bir de hayrı ve şerri ile kadereinanmandır." Cebrâîl de "doğru söyledin" diyetasdik etmiştir. Buhârî, İmân, 37; Müslim, İmân, 1;Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mâce,Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 51... Hz. Peygamberin bu vebenzeri hadislerinde, iman esaslarını altı madde halindebildirmesiyle, iman esasları Âmentü dediğimiz cümlelerde altımadde halinde ifade edilmiştir. Ehl-i Sünnet mensuplarınca ondörtasırdır bu maddeler iman esasları olarak kabul edilmişve bu hususta icmâ-ı ümmet* tahakkuk etmiştir. Her ne kadar iman esaslarını bildirenayetlerde el-Bakara, 2/177; 285; en-Nisâ, 4/136.. kadere imânzikredilmemişse de kadere ve kazaya imân, Allah Teâlâ'nınilim, irâde, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmanıngereğidir. Bu sıfatlara inanma zarureti olduğu gibi busıfatlara iman da kaza ve kadere inanmayı gerekli ve kadere inanmak demek, iyi kötü, hayır fer, acı tatilher şeyin Allah'ın bilmesi, dilemesi, takdiri veyaratmasıyla olduğuna inanmaktır. Ayrıca,Kur'an-ı Kerim'de mevcut bir takım ayetler kadereinanmamızı istemektedir. Meselâ "Şüphesiz biz, herşeyi bir takdir ile kaderle, bir ölçüye göre yarattık"el-Kamer, 54/49, "O Allah, her şeyi yaratıp ona birnizam vermiş "mahlûkâtın mukadderatını tayinetmiştir." el-Furkan, 25/2. gibi ayetler ve kadere imanla ilgili ayet ve hadisler birbirini teyid ederekkesinlik ifade eder. Bir insanın mümin sayılabilmesi, önceAllah'ın varlığına ve birliğine inanmasıylagerçekleşir. Kısaca "La ilâhe illallah * MuhammedünResulullah" kelime-i tevhid*ini birleme cümlesini diliylesöyleyip kalbiyle buna inanan İslâm'a ilk adımınıatmış olur. Ancak hemen belirtelim ki bu cümle ile bütün imanesasları özlü ve toplu bir şekilde ifade edilmiş yegane ilâh tanıyan ve Hz. Muhammed'i O'nun elçisi peygamberikabul eden kişi, Hz. Muhammed'in Allah tarafından getirdiğihükümlerin ve esasların tamamını toptan kabullenmişve benimsemiş demektir. Zaten İslâmî bir terim olarak imanşöyle târif edilmektedir "Hz. Muhammed Allahtarafından getirdiği kesin olarak bilinen İslâmî esasların,hükümlerin ve haberlerin doğru ve gerçek olduğuna gönülden,tereddütsüz inanmak ve bunların yeryüzünde uygulanmasındanyana olmaktır." Bu inanca sahip kişiye de mümin bunlara iman edip uygulanmasını istemeyenlerinimanı yok hükmündedir. Demek ki mümin sayılabilmek için sadece Allah'ainanmak yetmiyor. Allah'a inanmakla beraber Hz. Muhammed'in O'nunpeygamberi olduğuna ilâhi emir ve yasakların insanlararasında uygulanmasının lüzumuna inanmak gerekiyor. Yine,âmentü esasları dediğimiz imanın şartlarınayani Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiretgününe, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şer herşeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla olduğunainanmak icab ediyor. Hatta bunlar da yeterli olmayıp; bunlarlaberaber Kur'an ve mütevâtir hadislerle bildirilen ve halkın, derinbir tefekkür ve muhâkemeye ihtiyaç duymadan bilebileceği dînîhükümlere de inanmak ve uygulanmasını istemek zarûreti beş vakit namazın farz olduğuna,rekatlarının belli sayıda olduğuna, Ramazan orucunun,zekâtın, gücü yetene hac etmenin farz olduğuna; haksızyere insan öldürmenin, şarap içmenin, ana-babaya asî olmanın,hırsızlık ve zina etmenin faiz ve yetim malı yemenin,vb. haram olduğuna inanmak şarttır... İman bir bütün olup bölünme kabul etmediğinden,mümin sayılabilmek için bütün bu saydıklarımızatopluca ve herbirine ayrı ayrı inanma ve yeryüzünde buhükümlerle hükmetmenin gereğini kabul etme mecburiyeti inanılması zarûrî hususlardan birinin inkârı,tamamını inkâr sayılmaktadır ve kâfir olmayasebeptir. Hiç kimseye, imân konuları arasındabazılarına inanmak ve bazılarını reddetmekhakkı tanınmamıştır. 'Biz bazılarınainanırız, bazılarına inanmayız' demek küfürdür.el-Bakara, 2/85; en-Nisâ, 4/150-151. Âmentü esaslarının mana ve mahiyetihakkında özetle şunları söylememiz mümkündür 1Allah'a inanmanın manası şudur; Allah'ın varolduğuna; birliğine, eşi, dengi, benzeriolmadığına; yegane yaratıcı olduğuna; O'ndanbaşka bir ilâh bulunmadığına; Allah'ın Kur'ân'dabildirilen yüce sıfatlarına, her türlü kemâl sıfatlarlamuttasıf her türlü eksikliklerden uzak olduğuna; oğlu,kızı bulunmadığına; hiçbir şeye muhtaçolmadığına... vb. inanmak, 2 Allah'ın gözlegörülmeyen nurânî ve ruhânî yaratıkları olan meleklerinvarlığına inanmak, 3 Allah'ın, insanlararasından, kendisiyle kulları arasında elçilik yapanpeygamberler seçtiğine ve bunlardan ismi Kur'an'da bildirilenlerintek tek peygamberliğine inanmak, 4 Allah'ın, peygamberlerdenbazılarına kitaplar indirdiğine, bunlardan özellikle indirilen Kur'an'a ve Kur'an'da zikredildiğiüzere Hz. Musâ'ya indirilen Tevrat'a, Hz. Dâvûd'a indirilen Zebur'a,Hz. İsâ'ya indirilen İncil'e inanmak, 5 Ahiret gününe, kıyametinkopacağına, dünya hayatının son bulacağına,herkesin öleceğine ve tekrar diriltileceğine; hesaba,Sırata, Mizâna, Cennet'e, Cehennem'e... vb. inanmak, 6 Kadere, hayırve şer her şeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıylaolduğuna inanmak gerekmektedir. Mümin sayılabilmek için bunlara toptan inanmagereği olduğu gibi, her birine ayrı ayrı inanmak dazarurîdir. Bunlardan ve zarurât-ı dîniyye kesin dini emir veyasaklardan herbirine inanmak gerekir. Bunlardan birini inkâr, tamamınıinkâr sayıldığından, küfürdür. Zira imandabölünme olmaz. "Kalbinde arpa zerre ağırlığıncaiman olduğu hâlde "Lâ ilâhe illallah" diyen Cehennem ateşindençıkar Cennet'e girer" Buhârî, Tevhîd, 19; Müslim,İmân, 316, 325, 326; Nesâî, İmân, 18; Tirmizî, Birr, 61hadisinin anlamı şudur Cidden az bir imana sahip kimseCehennem'de ebedî kalmaz. Cezasını çektikten sonraCehennem'den çıkarılır, Cennet'e sokulur. Burada "azbir imanı olan" demek, "inanılması gerekenlerdenbazılarına inanan, bazılarına inanmayan" demekdeğildir. İman bir bütün olduğundan, bu iman esaslarına inanma açısındaneşittirler. Ancak, imanlarının kuvvetli ve zayıfoluşları açısından farklıdırlar. Bir deİslâm'ın emirlerinin yerine getirilmesi açısındanfarklıdırlar. "Kalbinde en küçük iman bulunan"danmaksat, zayıf bir imana sahip olup amellerde kusur eden demektir. Helâlsaymaksızın bazı haramları işleyen, farzlarıterk edenler cezalarını çektikten sonra Cennet'e gireceklerdir.el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, Beyrut, I, 168, 172, 173. Şunu da belirtmek gerekir ki; bu ve benzerihadislere bakıp da gayr-i müslimlerin Ehl-i Kitâb'ınCennet'e gireceğini sanmak imkânsızdır. Çünkü -AllahKur'an-ı Kerîm'de onların kâfir olduğunu açıkçabildirmiştir. el-Mâide, 5/17, 72-73; Nisâ, 4/151-152. Cennet'ihak etmenin ilk şartı imandır. İman da, önce Allah'aHz. Muhammed'in peygamberliğine inanmak ve bütün Kur'anîhükümlerin hiçbirin ihmâl etmeden, eksiksiz olarak toplumda uygulanmasınıistemekle gerçekleşir. Mehmed BULUT Dua Hakkında Ayet ve Hadisler Kullarım sana, Beni sorduğunda söyle onlara Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar Bakara Suresi - 186 Rabbiniz şöyle buyurdu Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir. Mü'min Suresi - 60 Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki senin için Rabbime dua etmemle bedbaht emeği boşa gitmiş olmam. Meryem Suresi - 48 Böylece onun duasına icabet ettik Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik Enbiya Suresi - 84 Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız Enbiya Suresi - 88 Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi Bize derin saygı gösterirlerdi Enbiya Suresi - 90 Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir Allah, onların işlediklerini bilendir Nur Suresi - 41 De ki "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık bunun azabı da kaçınılmaz olacaktır" Furkan Suresi - 77 Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz Neml Suresi - 62 İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, 'gönülden katıksız bağlılar' olarak, Rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet taddırınca hemencecik bir grup Rablerine şirk koşarlar Rum Suresi - 33 Onların yanları gece namazına kalkmak için yataklarından uzaklaşır Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler Secde Suresi- 16 O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de size dua etmektedir O, mü'minleri çok esirgeyicidir Ahzab Suresi - 43 Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır Bunu herşeyden Haberi olan Allah gibi sana hiç kimse haber vermez Fatır Suresi - 14 İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua eder Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar De ki "İnkârınla biraz dünya zevklerinden yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın" Zumer Suresi - 8 İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki "Bu, bana ancak bir bilgim dolayısıyla verildi" Hayır; bu bir fitne kendisini bir denemedir Ancak çoğu bilmiyorlar Zumer Suresi - 49 Öyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua kulluk edin; kafirler hoş görmese de Mümin Suresi - 14 Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki "Rabbinize dua edin; azabtan bir günü olsun bize hafifletsin" Mümin Suresi - 49 Bekçiler "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler Onlar "Evet" dediler Bekçiler "Şu halde siz dua edin" dediler Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir Mümin Suresi - 50 Rabbiniz dedi ki "Bana dua edin, size icabet edeyim Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen müstekbirler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir Mümin Suresi - 60 O, Hayy diri olandır O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin Alemlerin Rabbine hamdolsun Mümin Suresi - 65 İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman ise, artık o, geniş kapsamlı ve derinlemesine bir dua sahibidir Fussilet Suresi - 51 Ve onlar dediler ki "Ey büyücü, sende olan ahdi sana verdiği sözü adına bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız" Zuhruf Suresi - 49 Sonunda Rabbine "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti Duhan Suresi - 22 Allah da "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz" diye duasını kabul edip cevap verdi Duhan Suresi - 23 Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua kulluk ederdik Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisidir" Tur Suresi - 28 Sonunda Rabbine dua etti "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım Artık Sen bu kafir toplumdan intikam al" Kamer Suresi - 10 Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu olan Muhammed, O'na dua ibadet ve kulluk için kalktığında, onlar müşrikler, neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi Cin Suresi - 19 De ki "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmuyorum" Cin Suresi - 20 Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır "Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" zikr-i ce-mîlîne devam ediniz." 1 "Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever." 2 "Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk'a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır." 3 "Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbuldür." 4 "İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz." 5 "Ezân ile ikâmet arasında yapılan duâ müs-tecâbdır. Bu arada hemen duâ ediniz."6 "Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duâsı, nüzûl etmiş ve edecek olan elem ve musîbeti def etmeğe ve kaldırmağa medâr olur. İş böyle olunca ey Allah'ın kulları, duâ ediniz." 7 "Kur'ân-ı Azîmü'ş-şan her ne vakit hatmolu-nursa akabinde yapılan bir duâ müstecâbdır." 8 "Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duâsının kabul olunmamasını Cenâb-ı Hakk'tan istirhâm eyledim." 9 "Bir farz namazını huşû' ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vakı' olacak bir duâsı müstecâb olur." 10 "Mazlumun bedduâsından sakınınız. Zîra bir kıvılcım sür'atiyle semâya icabete yükselir." Fâcir de olsa mazlûmun duâsı makbûldür." 11 "Cenâb-ı Allah buyurmuşdur ki "Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim." 12 Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir "Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde setreder." 13 "Bir yerde yangın vuku' bulduğunu gördüğünüz zaman ''Allahü Ekber' diyerek tekrar tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür." 14 "Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sıhhat ve servet ve asâyiş ve emniyet gibi esbâb-ı istirahat mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk'a ibâdet ve tâat ile kendini takdîm et ki muzâyakalı sıkıntılı bir zamanda seni lutf ile yâd edip gözetsin."15 "Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ kazaya siper olur." 16 "Kendisine iltica ile bir ricada bulunan kimsenin ricasını kesip atanın duâ ve ricasını da Allah kesip atar." 17 "Bir mü'mine yapılan zillet ve hakareti görüp de men'ine muktedir olduğu halde muâvenette bulunmayanları Cenab-ı Hak mahşerde zelîl eder." 18 "Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin." 19 "İşlerde istihâre edenler, yani Allah'dan hayır dileyerek rızâsına muvafık hareket edenler zarar etmezler. İstişâre edenler de işin sonunda pişman olmazlar. İdâr-i maîşetinde isrâf etmeyip i'tidâl yolunu iltizâm edenler de fakr u zarurete düşmezler." 20 "Bir işe başlamak istediğin zaman âkıbetini iyice tefekkür edip hayr u sevâbı mûcib ise devam et, şerr ü ıkâbı mûcib ise ictinâb et!" 21 "Hikmet on parçadır. Dokuzu uzlette, diğer biri de sükûttadır. Yâni mâlâyâniden, kendisini ilgilendirmeyen ve lüzumsuz bulunan şeylerden hıfzeylemektedir." 22 "Akâid-i fâside ve bid'at sâhiplerinin amellerini, ibâdetlerini Cenâb-ı Allah kabul etmek istemez." 23 Eğer tevbe edip ehl-i sünnet ve'l-cemâat i'tikadına rûcû' ederlerse kabûl eder. Ebû Hüreyre radıyallahu anh der ki Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır "Her bir peygambere etmesi için bir duâ verilmiştir. Ben ise ümmetime şefâat olmak üzere duâmı âhirete bırakmak istiyorum." 24 Enes bin Mâlik'den gelen rivayette ise Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem "Her bir nebî Allah'dan bir dilekte bulundu. Yahud, her bir peygamberin Allah'a edeceği bir duâsı vardı. Her biri duâsını yaptı ve kabul olundu. Ben ise duâmı kıyâmet gününde ümmetim için şefâat kıldım." buyurmuşlardır. Enbiyây-ı izâmın her duâsının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat'î olmayıp yalnız bir duâlarının kesin olarak kabûl edileceği kendilerine bil-dirilmişdir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duâdır. Ezcümle Hazret-i Âdem -aleyhisselâm bu müstecâb duâsını tevbesinin kabûl olması için; Hazret-i Nuh aleyhisselâm- kavmininin helâki ve berâberindeki mü'minlerin kurtulması için, Hazret-i İbrahim-aleyhisselâm- -i Mükerreme ve Beytullah için, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- Fir'avn'ın helâki için, Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- gökten bir mâide, sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuşdur. Hazret-i Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz ise, bu kesinlikle kabul olunacağı Allah tarafından te'min olunan duâsını, ümmetine şefâat için âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O'nun sünnetine sımsıkı sarılan mü'minlere. Nu'man İbnu Beşîr radıyallâhu anh anlatıyor "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm "Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu âyeti okudular. Meâlen Rabbiniz dedi ki "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen müstekbirler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. MÜ'MİN SURESİ / 60 Tirmizî, Tefsir 2973; Ebû Dâvud, Salât 358, 1479. Metin Tirmizî'ye aittir.[25] Ebu Hüreyre anlatıyor "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular "Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir." Kütüb-i Sitte, 3621; Ebu Dâvud, Tahâret 48, 101. Ebu Hüreyre anlatıyor "Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki "Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini zikretmezse bu kimsenin sadece abdest uzuvları temizlenir." Kütüb-i Sitte, 3623; Rezin tahric etmiştir. Feyzu'I-Kadir, 6, 128. Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki "Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki "Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur." Kütüb-i Sitte, 3622; Tirmizi, Tahâret 20, 25.[26] Ø ABDESTE BAŞLARKEN BESMELE ÇEKMEK Ebû Sûfyân b. Huveytib ninesinden o da babasından bize bildirdiğine göre, şöyle demiştir Rasûlullah işittim buyurdular ki “Abdest’e başlarken besmele çekmeyen kimsenin abdesti yoktur.” Tirmizi, Tahâret 20,İbn Mâce, Tahara 29; Nesâî, Tahara 41- Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez. Tirmizî, Daavât, 64 [27] Kaynak 1 Ebû Dâvud, Vitr, 25; Tirmizî Kıyâme, 8; İbn Hanbel, Müsned, I/336. 2 Kenzû'l-irfân 57 Camiu's-sağîr'den 3 göst. yer. 4 Keşfü'l-hafâ, 1/495 Deylemî'den 5 Tirmizî, Birr, 5. 6 Tirmizî, Salat, 44, Deavât, 128; Ebû Dâvud, Salât, 35. 7 Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224. 8 Kenzü'l-irfan, 59 Camiu's-sağîr'den Dârimî, Fezailü'l-Kur'ân. 33. 9 göst. yer. Keşfü'l-hafâ, 1/404 Dârekutnî'den 10 Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, îman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî, Zekât, 6; İbn Mâce, Zekât, 6;Dârimî, Zekât 1; Muvatta, Da'vetü'l-mazlûm, 1; İbn Hanbel, Müsned, 1/333. 11 Keşfü'lhafâ, 1/405 İbn Hanbel, Müsned'den 12 İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, 3/477 13 Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28; Tirmizî, Birr; 19; İbn Mace, Mukaddime, 17; İbn Hanbel, Müsned, 3/91, 252. 14 Keşfü'l-hafâ, 1/89. 15 İbn Hanbel, Müsned, 1/307; Tirmizî, Deavât, 9. 16 Buhârî, Mevâkîtü-salât, 5; Müslim, İmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130; Tirmizî, Salât, 13; Neseî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, l. 17 Keşfü'l-hafâ, 2/272 Ahmed b. Hanbel, Müsned'den 18 İbn Hanbel, Müsned, 3/487. 19 Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbel, Müsned, 3/32. 20 Keşfü'l-hafâ, 2/185 Taberânî'den 21 Kenzü'l-irfan. 22 Keşfü'l-hafâ, 1/363 İbn Adiyy'den 23 İbn Mâce, Mukaddime, 7. 24 Müslîm, îman, 334, 335 vd. Buhârî, Deavat, I; Tirmizî, Deavât, 130; İbn Mâce, Zühd, 37; Dârimî, Rikak, 85; Muvatta", Kur'ân, 26. [25] DUANIN FAZİLETİ VE VAKTİ KutubuSitte7300 [26] [27] Sunen-i Tirmizi Tahâret Abdullah Parlıyan

imanla ilgili ayetler arapça ve türkçe