inançla ilgili ayetler ve anlamları

A “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” (Rûm suresi, 41. ayet) B) “Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus suresi, 44. ayet) C) “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. BAKARA 41.AYET Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. BAKARA 62.AYET BAKARA 4. AYET Şüphesiz iman edenler; yani Surenin akışı içinde şu ana kadar ele alınan yaradılış ayetleri, nimet ayetleri ve ilimle ilgili ayetler, bu apaçık ve büyük gerçeğe ulaşma amacına yöneliktir. Evrenin yasalarında ve bu yasaların ahengi ve yardımlaşmasında bu gerçeğin etkileri apaçık olarak görülmektedir. Nitekim daha önce bu nokta üzerinde İmanöncelikle kalbin tasdik etmesi, yani onaylamasıdır. İman kalbin fiili olması nedeniyle insanın inançla ilgili hususları (mümen’ün bih) kalben kabullenmesin şarttır. İkrar, içten hissedilenlerin dil ile ifade edilmesine denir. Kişinin kalben kabul ettiği iman esaslarını dışa vurmasının önemi bellidir. MümtehineSuresi Türkçe Meali 1. Sayfa. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanınızı dostlar edinmeyin! Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz. Onlar, Rabbiniz olan Allah’a iman ettiğiniz için peygamberi ve sizi (yurdunuzdan) çıkarıyorlardı. Site De Tchat Rencontre Gratuit Sans Inscription. Akıl hastanesini ziyaret etmek, inancın ne kadar boş bir şey olduğunu gösterir. Friedrich Nietzsche Ben inandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm. Adolf Hitler İnanç Örneğine hiç rastlamamış şeylerin varlığına, bu konuda hiç bilgisi olmayan bir kimsenin anlattıklarına dayanarak kanıtsız inanmak. Ambrose Bierce Kalbini inanmaya ihtiyacı vardır. Simon Soloveychik Bir şeye inanıyorsanız, sonuna kadar inanın. Walt Disney Herşey hayalden başlar. Bunun temelinde inanç yatar. İnanırsanız başarırsınız. Twitter En az bilinen şeylere, en çok inanılır. Montaigne İnançların var diye böbürlenme; unutma ki tarihteki yüzlerce saçma inanç tamamen yok olup gitti! Gördüklerim, görmediğimin varlığına inanmaya beni mecbur ediyor. Ralph Waldo Emerson İnsanlar bir şeye inanmak isterler-yanlış olduğunu bilseler bile. Tanis Yarımelf Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur. Adolf Hitler Büyücüler inanç sayesinde, fizikçilerin hakikat sayesinde yaptıklarından daha fazlasını yaparlar. Giordano Bruno İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Friedrich Nietzsche Bütün dünya inançlıdır; sadece herkes değişik saçmalıklara inanır. İnancın yere düşerse silahın da yere düşer. Albert Camus Bak ben ne ateistim ne de agnostik ama inanç kavramımı, manevi dünyamı burada nesne yapmam çünkü başkalarını ilgilendiren bir tarafı yoktur. Facebook Yapabileceğine inansan da yapamayacağına inansan da haklısın. Henry Ford İmanı sarsmak, ilmi sarsmaktan daha zordur. Adolf Hitler Eğer milyarların inandığı bir şey akla karşı ve bilimce desteklenmiyorsa, o milyarların arasında olmamak büyük bir şereftir. İnsan ancak sevdiği ve inandığı şey uğruna mücadele eder. Adolf Hitler Başarınızın büyüklüğünü inancınızın büyüklüğü belirler. L. Annaeus Seneca İnsanlar kulaklarına gözlerinden daha fazla inanırlar. Herodotus Hayal et, inan, başar. Paul White İnsanlara inançlarının akıl dışılığını hatırlatarak onları aydınlatmak, insanların inançlarını övme ve inançlarına saygı duyma hareketinden çok daha dürüst ve önemli bir harekettir. Ülkenin inançları çoğu kez senin kendi inançların olur! Akıl değil boş masallar seni şekillendirir! İnanan kişinin bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. Euripides İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır. Emerson Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır. Tacitus Kişi, inancı ölçüsünde genç, kuşkusu oranında yaşlıdır. Mac Arthur İnandığın şey yanlış olabilir; inanmadığın şey doğru olabilir! Bir şeylerden emin olma! Şüphe duy! Araştır! İnancının mutlak bir gerçek olduğu konusundaki aptalca kibrini bırak! Zihnini bütün olasılıklara aç! Başkalarına duyduğumuz inanç, kendimizde neye inanmak istediğimizi ele verir. Friedrich Wilhelm Nietzsche Yenildiğine inanırsan, buna uzun bir süre inanırsan, sonunda yenilgi bir gerçek olur. Norman Vincent Peale Ayetin tam meali şöyledir “Dinde zorlama yoktur. Gerçekten olgunluk, eğrilikten ayrılmış, belli olmuştur. Öyleyse kim tağutu[1]Allah’tan başka tapılan şeyleri inkâr eder ve Allah’a inanırsa, kırılması olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitendir ve bilendir.[2]Ayetin anlamı ile ilgili açıklamaya geçmeden önce mukaddime olarak bir kaç noktaya işaret edelim1- Ayetteki Sözcüklerin anlamı“İkrah,” zorla bir işi birisine yaptırmaya denir. “Rüşt;” hidayet, kurtuluş, salah ve kemal anlamındadır.[3] “Gayy” ise helak edici yolu gitmeye denir.[4] Allame Tabatabi, “rüşt” bir şeyin gerçeğine ulaşmak ve orta yola varmak anlamında olduğunu ve “gayy”in de bunun karşıtı olduğunu söylemiş ve rüşd ile gayyin hidayet ve sapıklıktan daha geniş bir anlam ifade ettiğini bildirmiştir.[5]2- Müfessirlerin Görüşleri“Dinde zorlama yoktur” ayetinin ifade etmek istediği anlam hakkında beş görüş vardırA. Ayet şunu ifade etmek istiyor “Savaştan sonra Müslüman olan birisine, İslam’ı zorla kabul etmiştir,” demeyin.[6]B. Ayet kitap ehli hakkındadır ve şu hükmü bildirmek istiyor “Onlar cizye vermeyi kabul ettikleri takdirde onları İslam’ı kabul etmeğe zorlamayın.”[7]C. Bu ayetten maksat bütün kafirlerdir; ancak sonradan inen savaş[8] ve cihat[9] ayetleri bu ayetteki hükmü neshetmiştir kaldırmıştır.[10]D. Ayetten maksat Ensar’dan olan belli bir gruptur.[11] Bu görüş çerçevesinde ayetin iniş sebebi hakkında birkaç rivayet nakledilmiştir. Bu rivayetlerden birine göre Ensar’dan olan bir Müslüman kendi zenci kölesini İslam’ı kabul etmek hususunda baskı altına alarak onu bu işe zorluyordu. Bu olay üzerine bu ayet Müfessirlerden bir gruba göre de bu ayet belli bir kişi veya özel bir kesim hakkında inmiş değildir. Ayetin mesajı bütün insanlığı içine alan evrensel ve insani bir mesajdır. Bunlara göre din inançla ilgili olan kalbe ait bir konudur. Böyle bir yapıya sahip olduğu için onda zorlama yapılması mümkün değildir. İnsan muhtar ve irade sahibi bir yaratıktır. Bu görüşü çağımızın müfessirleri benimsemiş ve bu hususta çeşitli açıklamalar sunmuşlardır.[12]Bize göre son görüş diğer görüşlere göre daha isabetli ve daha doğru bir görüştür. Bu görüşe göre ayetten şu sonucu çıkarabilirizKur’an’ın mantığının özeti şudur Din, istek dışı ve zorlamayla gerçekleşmesi mümkün olan bir şey değildir. Çünkü din apaçık bir gerçektir; apaçık hidayet ve olgunluk yoludur. Buna karşı sapıklık ve eğrilik yolu da besbellidir. İnsan bu iki yoldan birini seçmede yani iman ya da küfürden birini benimsemede serbesttir. İsteyen iman yolunu ve isteyen de küfür ve eğrilik yolunu öncesi ve sonrasını dikkate alarak temelde kelamı bir yapıya sahip olan ama aynı zamanda siyaset ve iktisat bilimlerinde de kullanılabilen bir ilkeyi çıkarmak mümkündür. Bu ilke Ehl-i Beyt İmamlarının dilinde “Ne cebir insanın irade sahibi olmadığı ne de tefviz insanın kendi başına bırakıldığı ilkesi diye ifade edilir. Çünkü önceki ayet, tevhit hakkında apaçık bir tasvir ortaya koyuyor. İnsan bozulmamış fitratının yanı sıra az bir tefekkür ve dikkatle gerçeği anlayabilir. Ancak eğri düşünen kimselerin, tevhit ilkesini yanlış yorumlamaları mümkün olduğu için bu ayet ve sonraki ayet genel bir ilkeyi açıklamakla onların önünü almıştır. Bu çerçevede bu ayet, kişinin İslam’ı veya küfrü kabul etmede, Allah’a kulluk yoluna gelme ya da günah yolunu seçmede mecbur olduğunu savunan cebirciler karşı açık bir rettir. Oysa cebir görüşü yanlıştır[13] ve Allah kimseyi bir işi yapmaya zorlamaz. Diğer yandan “Mufevvize” başka bir yanılgıya saplanarak insanın yaratılmasına müteakip her işin kendisine bırakıldığı ve Allah’ın bir kenara çekilip kıyamet oluncaya kadar beklediğine inanmışlardır. Nitekim Mütezile’den olan Ebu Muslim ve Kaffal bu ayetin anlamı hakkında şöyle demişlerdir“Allah Teala iman işini cebir ve zorlama üzerine değil insanın ihtiyar ve iradesi üzerine temellendirmiştir. Allah tevhidin delillerini her kesin bahanesini kesecek şekilde açık seçik bir şekilde ortaya koymuş ve yeterince açıklamıştır. Buna göre de kâfirin küfrü üzere kalmasında bir mazeret ve tutanağı yoktur. Küfrü üzere kalırsa tek yol onu imana zorlamaktır. Ancak bu ayet “dinde zorlama yoktur” diyerek onları imana zorlamayı yasaklamıştır. Çünkü dünya imtihan yurdudur ve zorlama ise imtihan ile bağdaşmaz.”[14] Ama bu ayet-i kerime bunların reddi konusunda açık bir delildir. Zira ayet-i kerime cebir düşüncesini - yukarıda açıklandığı şekilde reddettikten sonra - hemen şöyle demektedir “Kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kırılması olmayan, sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir ve bilendir.” Allah’ın velayetine dikkati çeken sonraki ayeti de dikkate alarak, bu ayet hiçbir şeyin Allah’ın egemenliğinin dışında olmadığını ifade etmektedir. Başka bir ifade ile insanların iman etmelerinde zorlamanın olmaması Allah’ın egemenliğinden çıkmalarının mümkün olduğu anlamına değildir. Değişmez ilahi sünnetler, yasalar gereği küfür ve tağuttan uzak durup Allah’a iman eden kimseler neden- sonuç ilkesi gereği kırılması olmayan sağlam bir kulpa sarılmışlardır. Bu da onların ileri aşamadaki hidayetlere kavuşmalarına ve karanlıklardan kurtulup nura çıkmaları için zemin hazırlar. Buna karşılık bunca açık delillere rağmen küfür ve inkâr yolunu seçenler ilahi sünnetler gereği karanlıklara sürüklenir. Demek ki insan seçim ve irade gücüne sahip olmasıyla ve bu seçimini kullanmada serbest olmasına rağmen seçiminin sonucuna katlanmada hiçbir karşı koyma gücüne sahip değildir. Ve ilahi sünnete uymak Yapılan açıklamalara göre ayetin başlangıcında yer alan “dinde zorlama yoktur” ifadesinden cebirciliğin doğru olmadığı anlaşılıyor. Ayetin sonunda yer alan “Kim tağutu inkar ederse…” ifadesinden de tefvizin kendi başına bırakılmışlığın doru olmadığı belli olur.[1] Aslı teğeyut veya teyeğut olan bu kelime, haddi aşma ve taşkınlık anlamına gelen tuğyan kökünden alınmıştır. Şeytana, büyücüye, puta ve sapıklıkta baş olan herkese ve yine Allah’a ibadete etmeye engel olan ve O’ndan başka tapılan her şeye denir. Bkz. Şerh-i Usul- Kafi Molla Salih Mazenderani c. 9, s. 345. Ehl-i Beyt İmamlarından gelen hadislerde, hükümdarlık ve yargı mesnedini haksız yere işgal eden kimseler için de bu tabir kullanılmıştır. [2] Bakara suresi, ayet 256.[3] Kureşi, Seyyid Ali Ekber, Kamus-i Kur’an, c. 3, s. 100.[4] Aynı kaynak, c. 5, s. 131.[5] Tabatabi, Seyyid Muhammed, Elmizan Tefsiri c. 3. s. 342.[6] Allame Tabarsi, Tefsir-i Mecmeu’l-Beyan, c. 2, s. 126; Şeyh Ebu’l-Futuh Razi, Tefsir-i Razi, c. 2, s. 330.[7] Amuli, İbrahim, Tefsir-i Amuli, c. 1. s. 515- 516. Mecmeu’l-Beyan, c. 2. s. 126. Tenviru’l-Mikyas, Mısır baskısı, s. 309. Keşşaf Tefsiri, c. 1, s. 487.[8] Tevbe Suresi, ayet, 5. [9] Tevbe Suresi, ayet 73.[10] Mecmeu’l-Beyan, c. 2. s. 126; Keşşaf Tefsiri, c. 1, s. 487; Amuli Tefsiri, c. 1. s. 515- 516.[11] Mecmeu’l-Beyan, c. 2. s. 126; Keşşaf Tefsiri, c. 1, s. 487; Nasir Mekarim, Numune Tefsiri, c. 2, s. 279 ve s. 280.[12] Mecmeu’l-Beyan, c. 2. s. 126; Elmizan Tefsiri c. 3. s. 342, Numune Tefsiri, c. 2, s. 279[13] Teyyib, Seyyid Abdu’l-Huseyn, Etyebu’l-Beyan der tefsir-i Kur’an, c. 3. s. 18.[14] Fehr-i Razi, Tefsir-i Kabir, c. 11, s. 15. 21. yy insanlığının Sûr’una üfürülen nefesin bir neferi olabilmenin yolu.. Değerlerini tüketerek, yozlaştırarak azap içinde can çekişen; ölmekte olan bir toplumun canlandırılması Kıyameti, tüm varlığı Hak ile kucaklayan diri bir hayat görüşünün ~Allah’ın dini ikamesi için gayret etmek. “İnanan” bir insan modunu aşıp Özüne Güvenen ve topluma güven veren bir Mü’min pozisyonuna dirilmek ba’s.. Kur’an, Hayat, Evrensel İlkeler ve bundan süzülen Hikmet odaklı bir yaşam biçiminde ~din, -insanın doğası gereği- atalar dini, hurafeler, eklemeler, kavramsal tahriflerle meydana getirdiği eksen kayması.. “Ve kâfirler/hakikati örtenler; “üstün gelmeniz için bu Kur’ân’ı dinlemeyin, Kur’anın içinde anlamsız sözler yapın/anlaşılmasını her türlü yolla engelleyin” dediler” Fussilet-26.“Yahudilerden bazıları, Allah’ın kitabındaki kelimeleri, ifadeleri, aslî mânalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar.” Nisa-46. Eksene yönelme gayreti içerisinde cesedine ruh üflenecek, –Hayat Kitabı- Kur’an’a ait çok sayıda kavram olsa da; temelde bulunan “İman” kelimesini önceleyip orijin manasını hatırlatmak hem bireysel hem de toplumsal dirilme sürecimiz açısından çok önemli! Çünkü delile, kesin bilgiye yakin ve subjektif tecrübeye ayn’el yakîn, müşahede önem vererek bunları kapsayıcı; fenomenolojik > Güven hissi, hâli veya ontolojik > Eminlik makamı bir TAMLIK, TAMAMLANMIŞLIK, BÜTÜNLÜK durumuna işaret eden “İman” kavramı ne yazık ki kuru, cansız ve hatta körü körüne ardından gidilen bir inanç kavramına isimli zaman ve inançlar üstü evrensel bakış açısının, çok sayıdaki inanç sistemlerinden bir tanesi olarak addedilmesi de bu bakış açısının ürünü! Ve de -kıyasa sokularak- en son ! gelen ve diğer inanç sistemlerinden üstün olan bu inanç ! geleneğinin ? de müntesibi olmanın kurtulmaya yeteceği sanılıyor!Kalbe ait İman kavramı bu derekeye hasredildiğinden, üstüne bir de nereye kadar iman nereye kadar akıl tarzında sorular bin yıldır tartışılagelmiş. İman duygusu, salt inanç olarak alındığından, Kalp çalıştıran, Kalp genişleten “akletme, düşünme, anlama, idrak etme” gibi bir çok diğer kavram ile bağlantılarından gelmişken.. Kur’an kapsamında bahsi geçen Kalp kavramının madde bedendeki Kalp organı ile bağlantısı sadece simgesel düzeydedir. Akıl ile maddi kalp arasında bilimin tespit etmiş olduğu bir bağlantı bulunmuyor. Vücudumuzdaki toksinleri temizlemeyle ilgili organın karaciğer, böbrek oluşu gibi akletmek iki düşünceyi birbirine bağlamak, bilgi parçasını sistemde en uygun yerine koymak ve diğer benzeri düşünmek, anlamak, idrak etmek vs. yetilerimiz de beyin hücreleri, beyin ile “bağlantılı” bir “Kalp” kelimesi ve kavramı akletmenin Kur’an’da “akıl” kelimesi geçmez, hep fiil > akletmek şekliyle kullanılır, anlamanın, öğüt almanın, düşünmenin gerçekleştiği, iman duygusu veya bizatihi, öznel tecrübe ile tatmin edildiği 2260, 16106; Evrensel, Tekil-Tümel RUH ile kişilik arasında, ikisine de TEĞET arayüzdür, KALIP’tır, manevi bir Nefis-kişisel benlik sınırlarında/kalıplarında kalıp genişletilmez/mühürlenir ise evrensel hissediş yükünü kaldıramayan dünyevi çalışan akıl akl-ı meaş olarak kalır; nefsin sınırlarından genişleyip LÜBB evrensel çalışan, tertemiz akli odak sahibi Ûlul-elbâb olursa işte o zaman Evrensele işlemi beyin hücreleri üzerinden olur; ama “anladım” dediğimiz noktanın, yani FIKIH’ın gerçekleştiği, arkadaki FON, KALIP’tır, KALP’ kapatın, kolunuzu havaya kaldırıp hiç hareket ettirmeden kolunuzu hissedin! Bu hissetme ortamı KALP’tir, fiziksel olmayan kalıbımızdır. Bu kalıbın beyin/zihin haritalarınca oluşturulan hologramik görünümü ise şu madde bedenimiz. Kalbin/kalıbın temsili görünümü ve doğru bir ifade olmasa da ? madde dünya aracısı ? da beyin..Biz “kendimizi”, “benliğimizi” gözlerimizin gerisinde, kafamızda sandığımızdan, ANLAMA da kafamızda oluyor sanıyoruz. Ki evrimsel süreç açısından bu beyin oyunu/hilesi bize avantaj sağlamakta. Topuğumuzda olsaydı bu “benlik hissi”, av-avcı ortamında riskli olurdu bu biraz İman kelimesini deşelim“İman etti” Arapça “amene” ibaresi, E-M-N; “Tamlık, bütünlük, emin olmak, güvende hissetmek” kök fiilinden -başına “Elif” harfi getirilerek- bu fiili geçişli kılacak yani nesne alacak şekilde türetilmiş formudur. Yani, E-Mi-Ne أَمِنَ > Emin oldu, güvende hissetti; Â-Me-Ne ءَامَنَ > kendini veya bir başkasını emin kıldı, güvenliğini sağladı, emniyet verdi orijin, asli mana için Kureyş suresinin mealine bakılabilir – âmene hum min havf > Onları korkularından emin kıldı, güvenliklerini sıkça tekrarlanan “ellezîne amenû”; iman, yani bu güven duygusu kalbine yenice yerleşen veya zayıf olanlar için kullanılırken; kendisini salih amelleriyle geri dönüşü zor bir güven/emniyet/bütünlük içerisine dahil eden ve/veya bir başkasına da güven veren, güveninden şüphe olunmayanlar da Mü’min kelimesi ile ifade ediliyor El-Eminlik sıfatı. Şu ayet ve hadis de bu unutturulmuş anlamı tefsir etmekte.“İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar… İşte güven/eminlik/tamlık hissi onlarındır“ 682. “Mü’min elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.” irfanın, aklın, sorgulamanın, yapıcı eleştirinin, tatlı bir başkaldırının, -şeytani bir isyanın değil de- Âdemi bir asiliğin 20121 olmadığı bir zihinde TAMLIK=İMAN oluşabilir mi? Aksine kuru ve körü bir inançla şüphe sancıları içerisinde ya içsel bir çelişkiye çıldırır ya da umursamazlığıyla yaşamına devam eder!Rasullük gibi bir makamda bulunan İbrahim’in, anlama, sorgulama sürecinde 2260, imanının da bulunduğu kalbini doyurma, tatmin etme çabası bir Tamamlanma isteği değil de nedir?Kalplerimizin ancak bilgiyi tecrübe ederek 2260 ve de iman ile tatmin olabileceği 16106 eşlenikliğine, bağlantısına ne demeli? İşte bu asıl ve asil anlam ekseninden kaydırılıp, önemsenmeyip, uygulanmayıp, unutturulup, “inananlara” indirgendiğinden belki de, bugün yeryüzünde en güvenilmeyen toplumlardan biri olmuştur müslümanlar! Benzer gramer kuralıyla, S-L-M olumsuzluklardan uzaklık, selamet, barış kökünden türetilen Müslim ve çoğulu Müslüman kelimesi de “hem kendini hem de toplumu her türlü sıkıntıdan aktif bir şekilde uzaklaştırmaya çalışan” şimdi gelelim neye ve/veya neyle Güven/İman konusuna?İnanılabilecek olgu sayısı sınırsız iken; İman, inançlar bütünü olmadığından, Kur’an’da İMAN’ı, iman duygusunu sağlayacak gerçekleri şöyle okuyoruz1- Allah’a, 2- Melekler’e, 3- Rasullere, 4- Kitaplara, 5- Ahiret sürecine İMAN=GÜVEN, veya gramer açısından ikinci anlamıyla bu beş gerçeklik aracılığıyla kendini güvende hissetme ve topluma, başkalarına da güven noktada akla “kadere iman” konusu gelebilir. Bir çok diğer itikadi konu gibi, Kaderin, yani –önceden yazılmış bir alınyazısı değil de- iskelet bir programın, bir ölçünün olduğunun bilgisi, Allah’a, Rasul’üne ve Kitabına güvenin, doğanın gözlenmesinin 105, 1317, 2318, 3639, 4110, 4311, 5449, 5660, 7320, 8019 bir = ÖZe Güven ve Öze güvenin belirginleştirdiği ÖZ-Güven! Toplumun, dış etkenlerin hayalen inşa ettiği, tetiklediği, tepkileştiği ve her an yıkılması muhtemel egosal bir gurur değildir bu..– Allah’a > Tüm boyutlarıyla hayata güvenmek ve bu güvenle hareket etmek!– Meleklere > Potansiyelindeki “yetilere”, Allah’ın güçlerine, manalarına güven!– Kitaplara > Yetilerinle hayattan “okuduklarına”, birikimine güven!– Rasullere > Okuduklarınla sende çıkmakta olan “Şuur basamaklarına” güven!– Ahiret Sürecine > “Şuurunla” açığa çıkanların sana geri döneceğine güven,ve bu ilkeler ile toplumuna güven ver, güven veren bir insan inanç olmadığı içindir ki, örneğin, cinlere, uzaylılara İMAN diye bir kavram olmamıştır. Cinler, uzaylılar GÜVEN konusu kapsamında değillerdir çünkü. “Ben uzaylılara güveniyorum” şeklinde dinde bir gereklilik olmaz. Bize bir getirisi yoktur bu inancın. Cinlere, uzaylılara ve hatta çeşitli tanrı tasavvurlarına ancak bir İNANÇ olur ve inanç grupları çekişmeye, ispat yarışına girer. Allah’a ise İMAN edilir, O’na güven duyulur ve bu öze-güven ile İBADET, yani Allah, Varlık, kendimiz ve toplumun gelişimi için Hizmet edilerek toplumun güvenliği, emniyeti, selameti için çalışılır. Bu arada anlamı “tapınma” sözcüğüne sürülen bir kelime, İbadet..Çok yaygın şöyle bir algı var Sanki, ötelerde, başka tanrılara inanılmasını ve tapınılmasını kıskanan veya kendisine inanılmamasını hazmedemeyen ve bu kızgınlığıyla bu kişileri cehenneme tıkayacak, kendine inananları ise en güzel şekilde ağırlayacak bir tanrı anlayışı. Sanki din spesifik olarak ateizmle, deizmle veya diğer teist inançlarla mücadele, onlara galip gelmek için gelmiş gibi.. Ve binlerce yıldır süregelen benim tanrım seninkini döver tartışmaları..Halbuki, müslümanlar tarafından da bir tanrıya indirgenmiş olan El-Kebir Allah, tüm manaları, özellikleri Kur’an’daki “Biz” hitabı, yansımaları ile ortada olandır. Varlık olarak kendini gösteren, Allah manalarının sınırsız bileşimleri ve devinimleri.. Bu minvalde Varlığın kendisi olan, bu tartışmaların muhatabı ortada olan, herkesin, eylemlerinizle, vücudunuzla gördüğü varlığınızı ispatlamaya çalışır mısınız?Allah, El-Hak’tır, Varlığı apaçık ortada olandır! Bakın, Kur’an’da Allah, sayfalar dolusu delillendirme, inandırma çabasına girmeden ortada, ayan beyan olandan örnek vererek Varlığını nasıl ortaya koyuyor“Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir. Bu böyledir. Çünkü Allah, O Haktır apaçık ortada olandır!.” 225-6.El-Hak’tır O. Rasul’ünde açığa çıkışı da Haktır, ve Hakkın yani gerçeklikle uyumlanmanın mücadelesidir! Kimin, neye inandığından ziyade toplumların Hakk’ı ne kadar davranış dünyalarına kattığı ile ilgilidir. Bilgilendirme çabasının ötesinde bir Şuurlandırma kaynağıdır. Tabiri caizse, derdi El-Hak isminin tecelli etmesidir; Hakk’ın, hukukun, adaletin ikamesi, huzur ve barışın sağlanması, Şirkin kaldırılmasıdır. Eğer, tanrılı veya tanrısız bir inanç veya ideoloji ZULÜM, HAKSIZLIK, ŞİRK içeriyorsa elbette Mü’min orada Cihattadır/ mücadelesi Allah’a inanılmaması üzerinden değil idi. Halihazırda mücadele ettiği inançlı ! toplum Rasul’e karşı savaşırken Allah’tan yardım isteyecek kadar Allah’tan haberdar ve inançlıydı. Tıpkı günümüzde olduğu gibi..“Allah’ım! Bizimle akrabalık ilişkisini keseni, bize bilmediğimiz şeyleri getireni ve adamlarını helak et. Bu gün burada haklı olanı galip kıl, haksız olanı perişan et.” Ebu Cehil – Bedir Savaşı öncesi Kabe örtüsüne bürünerek ettiği duaVarlığı ortada olana inanç olmaz; ama varlığı ortada olana GÜVEN=İMAN olmayabilir. İşte Rasulullah’ın toplumunda karşılaştığı da günümüzdeki gibi Allah’a, Ahirete Güven sorunu veya önemsememe idi, inanç değil. İşte, kişide örtülen bu GÜVEN duygusunun adıdır KÜFÜR!. İşte, Allah’a İMAN’ın eksilmesi, kaybolmasıyla, varlık katmanlarımızdan bir veya bir kaçının doğurduğu açlık sonucu, nesne ve öznelerin birer “vesile” 535 olduklarını unutup, bağımsız varlıkları, güçleri varmış gibi onları güven kaynağına dönüştürme davranışıdır ŞİRK! Kur’an’da da arzuyu ilah edinmek, mal-mülk yığmak, peygamberleri, din adamlarını, din bilginlerini rabler edinmek, sevginin dozunu kaçırmak, onlara dua etmek, dinde Allah’tan gayrı hüküm koyucular kabul etmek, O’nun berisinden veliler edinmek, ataları körü körüne taklit gibi ayrı ayrı konularla örneklenerek vurgulanmış olan ve temelini insanlardaki fıtri olmayan, aşırılaşmış sahiplik ve Allah dışında başkalarına abartılı aitlik duygusundan alan davranışlar bütünüdür Şirk. Şirk örneği kimi ayetler; 2165; 314, 79, 80; 73,37; 931; 1756; 10106, 107; 1115, 16; 2212; 2543; 3031,32; 3121; 352, 5, 22; 3674-75; 393, 38; 4323; 6836-40; 7218, 20; 739; 94 içsel yaşamımızda ve yerde dışa dönük yaşamımızda ilahlar edinmek! Ve ayete göre, şirk koşanlar iyi niyetleri nedeniyle şirk içinde olduklarının farkında olmayabiliyorlar 622,23.Örneğin, Allah’a güvenmediğinden, mal üstüne mal biriktirir hırsla, geleceğimi kurtarayım diye, maldan medet umarak, mala GÜVENerek, Allah’a ait bir kavramı nesneye, mahluka yükleyerek Mülkte Allah’a ortak koşar, ŞİRK’e düşer kişi. Ötede veya içeride mistik bir tanrı tasavvuruna inanıp diğer inanmayanları cehenneme yollamak rahattır, kolaydır; Allah’ın manalarının sonugelmez muhteşem dansı olan HAYAT’a GÜVENip de maldan verip ŞİRK’ten temizlenmek, arınmak 9218 ise zor olandır. Özellikle, malından toplum için paylaşmayıp Huzur da açığa çıkmadığından İMAN’ı azalan kişi, nesne/özne vesilelere aşırı yönelimi ile hevasını/arzusunu ilah edinecektir 2543.Kendimizde karşılıklarını bulmamız gereken, KÜFÜR’ü, ŞİRK’i destekleyen davranış modellerinin adları Kur’an’da Müşrik, Münafık, Yahudi, Nasara vs. olarak geçer. Kur’an’da örneğin Yahudilerin özelliklerinin sıralandığı tüm ayetler lütfen müslüman “etiketli” bizlerde, toplumumuzda bu özellikleri kontrol edelim, bknz., 279, 91, 96, 101, 105, 111, 179; 364, 71, 75, 78; 446, 160, 171; 518, 41, 82; 763, 169; 930, 31; 5716, 626 bizlerin ne derece Yahudi olduğumuzu gösteren birer mihenk Allah ile kurulmamış ve/veya Allah’a olmayan GÜVEN duygusu ŞİRK’e düşürecek eylemlere, başkalarına da güven vermemeye ve nihayetinde toplumdaki total bir güvensizliğe, emniyetsizliğe neden olur > kavimlerin helakı, yok oluşu. DiN’in yaşandığı, meDeNiyetin hüküm sürdüğü meDeNi bir meDiNe, kuru, ruhsuz bir ceset şehrine dönüşür dîn, medîne, medeniyet, medeni aynı kökten gelen kelimeler.Ahlaksızlığın, kural tanımazlığın, güvensizliğin, cehaletin, güdümlü dini yaşayışların bilinçlice yayılarak Tanrı’nın kıyamete zorlandığı bu dönemlerde, asrı saadet dediğimiz mutluluk, güven çağının yeniden inşası için inancın kaygan gölgesinden İmanın sapasağlam ışığına yükselmemiz gerekiyor!Rabbül Alemin toplumsal silkinmemizi nasip etsin! Allâh'a hamd, resullerin en şereflisi olan Muhammede salât ve selam resulü sallallâhu aleyhi ve sellem mealen şöyle buyurmuştur “Kim farzları yerine getirip haramlardan kaçınarak insanların kızmasına uğramakla Allâh’ı razı ederse, Allâh ondan razı olur ve Allâh insanların takva sahibi olan insanların ondan razı olmasını sağlar. Ve kim haram kılınan işler yaparak insanların rızasını almakla kendini Allâh’ın gazabına uğratırsa, o Allâh’ın gazabına uğrar ve Allâh insanları en hayırlı insanları ona karşı öfkeli kılar.” Bunu İbni Hibbân rivayet etmiş ve sahih olduğunu zamanda Yüce Allâh’ın indirdiği hükümleri tahrif eden, Allâh’ı yaratıklara benzeten ve İslâm ümmetini sıkıntılı anlarda sırf “Yâ Muhammed” dedikleri için tekfir eden bir takım insanlar dikkat çeken bir konuma gelmişlerdir. İşte biz de dünyevi bir gaye için değil hakikati açıklamak için bahsi geçen hadisten hareketle, “Pierre Vogel”e karşı uyarı olarak bu risaleyi yazmış bulunuyoruz. Bu şahıs dilini uzun uzadıya, müslümanları sapıklıkla suçlamada ve onları müşriklikle putperestlikle nitelendirmede kullanmaktadir.“Pierre Vogel” Yüce Allâh’ı yaratıklara benzeterek me’azallâh Allâh korusun, Allâh’ın zatıyla arşın üstünde bulunduğunu ve her gece hissi olarak dünyanın göğüne inmekte olduğunu iddia etmektedir. Allâh bu tür insanların söylediklerinden yücedir münezzehtir, uzaktır. Ayrıca bu şahıs iddia etmektedir ki Allâh’ın gökte bulunduğunu söylemeyen İmam Ebu Cafer et-Tahavî Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat itikadını açıklamak için yazdığı akide kitabında şöyle demiştir “Bütün yaratıkları kuşatan altı yön O’nu Allâh’ı kuşatamaz.” Burada sözü sona Yüce Allâh yönden münezzehtir. Çünkü Allâh’ın bir yönü olduğunu kabul etmekte, Allâh’a mekan, sınır ve bunlara bağlı hareket, durgunluk ve benzeri olan yaratıkların sıfatları isnat Pierre Vogel bu sözü söylemekle böylece bütün Ehl-i Sünneti tekfir etmiş ve kendisine Ehl-i Sünnet mezhebinden saptığına dair hükmetmiş olur. Halbuki Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem mealen şöyle buyurmuştur “Cemaate kendilerini İslâm ümmetine mensup olarak kabul edenlerin çoğunluğuna tutunmalısınız ve sakın parçalanmayın. Muhakkak ki şeytan bir kişiyle beraberdir iki kişiden ise çok uzaktır. O halde kim cennetin ortasını daha iyi olan yerini isterse cemaate bağlı kalsın.” Bunu Tirmizî rivayet şahsa karşı cevap olarak Yüce Allâh’ın şu kavli yeterlidirوَكُلُّ شَىْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍEr-Ra’d suresi/8Manası Her şey Allâh nezdinde şu manaya gelir, Allâh her şeyi ölçülü olarak yani belirli bir nicelik ve nitelikte yaratmıştır. O halde arşın da ölçüsü vardır hardal tanesinin de ölçüsü vardır. İşte bu ayetten anlaşılan şudur ki her şeyi belirli bir ölçüde yani hacimde ve şekilde yaratan Allâh’ın ne büyük ne de küçük bir hacmi olması mümkün değildir. Malumdur ki bir şeye oturan bir varlık, ya üzerine oturduğu nesne kadardır, ya ondan daha küçüktür yada ondan daha büyüktür. Dolayısıyla oturmak Allâh hakkında imkansızdır. Bir mekanda yer kaplayan varlığın ölçüsü vardır. Ölçülülük ise yaratığın sıfatıdır. O halde insanın da bir ölçüsü vardır yani belirli bir hacmi ve şekli vardır. Melekler de öyledirler. Arş, güneş ve her bir yıldız da öyledir. Aynı şekilde hardal tanesi gibi hacmi küçük olan şey de öyledir. İşte Yüce Allâh bu varlıklara, belirli hacmi ve şekli özellik olarak vermiştir ve bize şu kavliyle,وَكُلُّ شَىْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍManası Her şey Allâh nezdinde yaratıkların bir sıfatı olduğunu anlamamızı sağlamıştır. Noksanlıklardan münezzeh, Yaratıcı olan Allâh’ın ise yaratıkların sıfatlarıyla nitelenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Allâh’ın bir mekanda yer kaplaması mümkün olmadığı gibi hareket, durgunluk, şekil, suret ve değişkenlikle vasıflanması da mümkün değildir. Bu delil Kur’an’ olan delile gelince, Buharî, İbnu’l Carûd ve Beyhakînin Allâh’ın resulü’nün buyurduğuna dair sahih bir isnad dayanak ile rivayet ettikleri mealen şu sözdür “Allâh vardı başlangıçsızlıkta var iken, O’ndan başka hiç bir şey yoktu.”Hadis hafızı Beyhakî, “El-Esmâu ve’s-Sıfât” adlı kitabında şöyle demiştir “Bazı dostlarımız, mekanın Yüce Allâh’tan menfi olduğuna Allâh hakkında kabul edilmez olduğuna dair Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem Sen Ez-Zahir olansın ki senin üstünde bir şey yoktur ve sen El-Batın olansın ki senin altında bir şey yoktur.’ mealindeki sözünü delil göstermişlerdir. O’nun üstünde ve altında bir şey bulunmadığına göre O, bir mekanda olamaz.” Burada sözü sona Alî radıyallâhu anhu de şöyle demiştir “Allâh vardı ezelde var iken mekan yoktu. O şimdi de ezelde olduğu gibidir.”Muslim hadisinde Enes bin Malik radıyallâhu anhu hakkında “Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası ederken ellerinin tersini göğe doğru göstermiştir” şeklindeki geçen söz, Allâh’ın alt yönde olduğu anlamına gelmediği gibi dua ederken de ellerin yukarıya kaldırılması Allâh’ın üst yönde yer kapladığı anlamına gelmez. Ne öteki nede bu, Allâh’ın alt veya üst yönde olduğuna dair delil olamaz. Yüce Allâh bütün yönlerden ilk üç asırda yaşamış olanlar ve halef sonraki gelenler dahil olmak üzere müslümanların, Allâh’ın mekansız olarak var olduğuna dair icmaını sözbirliklerini nakledenlerden birisi de İmam Ebu Mansûr el-Bağdadîdir. O “El-Farku beyne’l firak” adlı kitabında şöyle demiştir “Ayrıca onlar Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat alimleri mekanın Yüce Allâh’ı kuşatmadığını ve O’nun üzerinden zamanın geçmediğine dair icma etmişlerdir.” Burada sözü sona Haremeyn Abdul-Melik el-Cuveynî de “El-İrşâd” adlı kitabında şöyle demiştir “Bütün hak ehlinin mezhebi gidilen yolu şudur ki Allâh yer kaplamaktan ve yönlerde bulunmaktan yücedir münezzehtir, uzaktır.”Yüce Allâh’ın mekanları ve yönleri yaratmadan önce mekansız ve yönsüz olarak var olduğunu nasıl ki akıl kabul ediyorsa, mekanları ve yönleri yaratmasından sonra mekansız ve yönsüz olarak var olduğunu da akıl kabul mezhepli olan hadis hafızı Nevevî, “Şerhu Sahihi Muslim” adlı kitabında şöyle demiştir “Kadı Iyâd dedi ki Fakihler, muhaddisler, nüzzarlar, mütekellimler ve mukallitler dahil olmak üzere tüm müslümanlar arasında, zahiri olarak dış görünümü itibariyle kuruntu ettirdiği anlam olarak Allâh’ın gökte olduğunun zikredilmesiyle geçenler, şu ayet gibi,ءَأَمِنتُم مَّنْ فِي السَّمَاءEl-Mulk suresi/16ve benzerleri zahirlerine göre değildir dış görünümü itibariyle kuruntu ettirdiği anlamlara gelmezler, bunlar onlarca bahsi geçen müslümanlarca tevil edilirler.’” Burada sözü sona ermiştir. Bu zat bu sözüyle, kısaca veya ayrıntılı olarak edilen tevili kast belli oldu ki ey benzeticiler! Sizler Yüce Allâh’ın şu kavline muhalefet ettiniz,لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌEş-Şûrâ suresi/11Manası O hiç bir şeye geçen “Şey” kelimesi, kainatın yüksek kısımları ile alçak kısımları ve kesif elle tutulabilen ile latif elle tutulamayan olmak üzere varlığa gelen her şeyi kapsamaktadır. Dolayısıyla ayet, Yüce Allâh’ın bunlardan hiç bir şeye benzemediğini belirtmiştir. Yani O yaratıklar gibi değildir, ne kesif ne de latif hacmi yoktur ve yönlerinden birinde yer kaplamış da değildir. Yüce Allâh, “Hiç bir insana benzemez” dememiştir, “Hiç bir meleğe benzemez” de dememiştir ve “Güneşe benzemez” de dememiştir. Öyle ki Allâh genelleyerek şöyle buyurmuşturلَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌManası O hiç bir şeye ayet, Yüce Allâh’ın istisnasız olarak genel olarak varlıklardan hiç bir şeye benzemediği manasına siz benzeticiler, Allâh’ın arşa yakın üst yönde olup bir hacmi olduğunu kabul ettiniz ve O’nun organları olduğunu da kabul ettiniz ki böylece O’nu yaratıklarına benzetmiş oldunuz. Bir tek “O, insandır” demediğiniz kaldı. Oysa ki Allâh bunlardan büyük bir ulviyetle yücedir münezzehtir, uzaktır.Ey okuyucu! Böylece senin için Ehl-i Sünnet alimlerinin, Allâh’ı yön, mekan ve yaratıkların sıfatlarından tenzih ettikleri Suyuti, “El-Eşbâhu ve’n-Nezâir” adlı kitabında imam Şafiî’nin, “Mücessim Allâh’ın cisim olduğuna inanan kimse kafirdir.” dediğini imam Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir “Kim, Allâh cisimdir diğer cisimler gibi değildir’ derse o küfre girer.’” Bunu “El-Hisâl” kitabının sahibi zikretmiştir, ki kendisi hanbelilerin meşhur olanlarından Hacer el-Heytemî, “Mukaddimetu’l-hadramiyye” kitabının şerhi olan “El-Minhâcu’l-kavim” adlı kitabında şöyle demiştir “Bil ki el-Karâfî ve daha başkaları; Şafiî, Malik, Ahmed ve Ebu Hanife radıyallâhu anhum hakkında, Allâh’ın bir yönde olduğunu ve O’nun bir cismi olduğunu söyleyenlerin küfre girdiğine hükmettiklerini ve bunu bu verilen hükmü gerçek manada söylediklerini bildirmişlerdir.” Burada sözü sona var ki “Pierre Vogel” gibi benzeticiler, Kur’an-ı kerim’de zahiri olarak Allâh’ın yaratıklara benzediğini kuruntu ettiren müteşâbih ayetleri, zahirine göre kuruntu ettirdiği anlama göre açıklamaya kalkarlar. Dolayısıyla şu ayette geçen,وَجَاءَ رَبُّكَ وَالملَكEl-Fecr suresi/23Manası Kıyamet gününde, Allâh’ın kudretinin eserleri ve melekler gelecektir.“Mecî’”gelme kelimesini, Allâh’ın arştan kıyametteki insanların duruş yerlerine intikal edeceği şeklinde açıklarlar. Bu ise onları, Allâh’ı yaratıklarına benzetmeye sürüklemiştir. Oysaki Allâh cisim olmaktan iki veya daha fazla maddeden birleşik olan bir varlık olmaktan ve hareket, durgunluk ve intikal etmek yer değiştirmek gibi cismin sıfatlarıyla sıfatlanmasından da münezzehtir. Çünkü hareket ve durgunluk cismin sıfatlarındandır. Dolayısıyla Allâh hareket eden bir cisim olsaydı birçok benzeri olurdu, durgun da olsaydı birçok benzeri olurdu, insanlar, cinler ve melekler gibi bazı vakitlerde hareketli bazı vakitlerde de durgun olsaydı birçok benzeri olurdu. Oysaki Allâh şu kavlinde,لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌManası O hiçbir şeye kendisi hakkında menfi olduğunu kabul edilmez olduğunu bildirmiştir. Onun için imam Ahmed وجاءَ رَبُّكَ diye geçen ayeti tevil ederek, “O’nun kudreti nin eserleri gelecektir”demiştir. Bunun isnadı ise hadis hafızı Beyhakîye göre sabittir. Hareket ile durgunluk yaratıkların sıfatlarından olduğu için, imam Ahmed ayeti tevil ederek ifadeyi zahirine göre da bilinir ki hadiste geçen “nüzul”iniş, zahirine göre hamledilmez o yönde anlam verilmez. Nitekim Pierre Vogel böyle yaparak me’azallâh şöyle demiştir “Allâh, her gece zatıyla dünyanın göğüne iner.”Bu hususta Kurtubî’nin, Âl-i Imrân suresinin tefsirinde, nüzul hadisini ve onun hakkında söylenenleri zikretmesinden Yüce Allâh’ın şu kavline dair,وَالْمُسْتَغْفِرينَ بِالأَسْحَارsöylediklerini zikredelim“Bunun hakkında söylenenlerin en önceliklisi Nesâî’nin kitabında, Ebu Hurayra ile Ebu Sa’îd el-Hudrî hakkında açıklayıcı olarak geçenlerdir. Bunların ikisi şöyle demişlerdir Allâh’ın resulü sallallâhu aleyhi ve sellem mealen şöyle buyurmuştur Muhakkak ki Allâh gecenin ilk yarısı geçene kadar imhal eder sonra bir nidacıya emreder o da şöyle der Bir dua eden var mıdır ki duası kabul olsun? Af dileyen var mıdır ki af edilsin? Dileyen var mıdır ki ona dilediği verilsin?’” Ebu Muhammed Abdulhakk, bunun sahih olduğunu söylemiştir. Bu ise sorunu kaldırır ve ihtimali açıklar. Birincisi de hazf-ı muzaf babındandır. Yani “Rabbimizin meleği inip der ki...” Yê ötreli olarak “Yunzilu” indirir olarak rivayet edilmiştir, ki bu zikrettiklerimizi açıklamaktadır.” Burada sözü sonra şu ki melek inip Yüce Allâh’tan tebliğ Malik ve daha başkalarının rivayetinde geçenin zahirine haşa bizzat Allâh iniyor diye zahiri olarak kuruntu ettirdiği manaya tutunmaktan Allâh’ın, gecenin ikinci yarısından itibaren fecir vaktine sabah namazının ilk vaktine kadar sürekli inip çıkması lazım gelir. Şöyle ki gece, ülkelerdeki vakit farklılığı itibarıyla değişmektedir. Dolayısıyla bir ülkede geceyarısı iken, başka bir ülkede günün ilk vakti olmuştur, ayrıca gecenin ilk vakti veya daha farklı da olabilir. Böylece hak, eşariler ile maturidiler olmak üzere Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’ın, Allâh’ı yaratıklara benzetmekten tenzih etmek bu tür noksanlıkları yakıştırmamak yönünde sahip oldukları okuyucu! Biz ancak, Yüce Allâh’ın şu kavliyle amel etmekten hareketle,وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إلَى الخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِManası Sizden hayra davet eden, iyiliği emreden ve kötülükten nehyeden bir topluluk bulunsun. sakınabilesiniz, kendilerine karşı uyarabilesiniz ve evlatlarınızı ve yakınlarınızı koruyabilesiniz diye benzeticilerin gittikleri yolun bozuk olduğunu açıklamak istedik ve alemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd olsun. İnançla İlgili Meseleler konusu TYT - AYT Din Kültürü dersi test çöz sayfasındasın. İnançla İlgili Meseleler Konusu test için her sorunun 1 dakika süresi vardır. Aşağıdaki İnançla İlgili Meseleler konusu TYT - AYT Din Kültürü dersi testini belirtilen süre içerisinde çözdükten sonra en aşağıda bulunan "cevapları kontrol et" butonuna tıklayarak İnançla İlgili Meseleler Konusunda yaptığın doğru - yanlış sayısı, cevaplar ve aldığın puanı - AYT Din Kültürü İnançla İlgili Meseleler TEST - 11. İman, insan benliği/kalbinin "onay" ve "tasdik"i oldu­ğu gibi aynı zamanda da bir "güven" göre aşağıdakilerden hangisi iman ile ilgili de­ğildir? A. Emin olmak B. Kuşku duymamak C. Korkmamak D. Güvende olmak E. İbadetleri kesintisiz yapmak Doğru Cevap "E" İbadetleri kesintisiz yapmak Doğru Cevap "E" İbadetleri kesintisiz yapmak Soru Açıklaması 2. İlkel kabile toplumları açıklamakta zorluk çektikleri yada çaresiz kaldıkları bir takım olaylar karşısında farklı tanrılar oluşturup onlara tapınmışlardır. Çok tanrıcılık­ta tanrılara farklı anlamlar ve görevler yüklenmekte­dir. Örneğin, Hinduizmdeki üç tanrıdan Brahma yara­tıcı, Vişnu koruyucu, Şiva ise yok edici tanrıdır. Şinto­izmde birçok tanrı vardır. Bunlar güneş tanrısı, ay tan­rısı, fırtına, deniz, ateş ve gıda parçada sözü edilen tanrı anlayışı aşağıdakilerden hangisidir? A. Teizm B. Politeizm C. Ateizm D. Deizm E. Monoteizm Doğru Cevap "B" Politeizm Doğru Cevap "B" Politeizm Soru Açıklaması 3. Kuran; hayatın anlamı, yaratılışın amacı ve öldükten sonra yeniden diriliş gibi temel konularda bilgiler ve­rir. Bizlerden bu bilgilerle, değişen ya da gelişen hayat şartlarına uygun çözümler getirmemizi parçadaki açıklamaya göre Kur'an'ın bizlerden is­tediği aşağıdakilerden hangisidir? A. Aklımızı kullanarak bilgi üretmemiz B. Geçimimizi temin etmek için çalışmamız C. Komşuluk hakkına dikkat etmemiz D. Karşılaştığımız problemlere kaderdir deyip boyun eğmememiz E. Bir işte başarılı olmak için önce tedbir almamız Doğru Cevap "A" Aklımızı kullanarak bilgi üretmemiz Doğru Cevap "A" Aklımızı kullanarak bilgi üretmemiz Soru Açıklaması 4. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin her inanç grubuna aynı uzaklıkta olması, devletin kont­rolünde olan eğitim, sağlık, güvenlik, hukuk, ekonomi gibi alanlarda herhangi bir dini grubun söz sahibi ol­maması, devletin dış ve iç politika için alınan kararlar­da belli bir inanç grubunun çıkarlarını gözetmemesi­ belirleme aşağıdakilerden hangisi ile ilişkilidir? A. Politeizm B. Ateizm C. Sekülarizm D. Laiklik E. Deizm Doğru Cevap "D" Laiklik Doğru Cevap "D" Laiklik Soru Açıklaması 5. - Hiçbiri de Allah'ı inkara ya da şirke çağırmıyorlar. Rasulullah'ın peygamberliğini Hiçbiri imanla ilgili bir esası reddetmemekte, bir başka inanca çağırmakta, hepsi de, kendilerine va­hiy geldiği iddiasıyla verilenler aşağıdakilerden hangisi için ge­çerlidir? A. Sihir yapanlar B. Fal bakanalar C. Faiz yiyenler D. Yalancı peygamberler E. Kehanette bulunanlar Doğru Cevap "D" Yalancı peygamberler Doğru Cevap "D" Yalancı peygamberler Soru Açıklaması 6. ................. din sınıfına karşı olan bir dünya görüşüdür. ................... ise bir görüş değildir, belli bir zaman ve mekan içerisinde din ve toplum arasındaki ilişkiyi açık­layan bir parçada boş bırakılan yerlere aşağıdaki kavram ikilisinden hangileri gelmelidir? A. Politeizm - Ateizm B. Sekülarizm - Deizm C. Laiklik - Sekülarizm D. Sekülarizm - Teizm E. Politeizm - Agnostasizm Doğru Cevap "C" Laiklik - Sekülarizm Doğru Cevap "C" Laiklik - Sekülarizm Soru Açıklaması 7. "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulun­saydı, yer ve gök bunların nizamı kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabb'i olan Allah, onların ya­kıştırdıkları sıfatlardan uzaktır." Enbiya Suresi, 22. ayetAyette reddedilen inanma biçimi aşağıdakilerden han­gisidir? A. Ateizm B. Monoteizm C. Politeizm D. Hümanizm E. Materyalizm Doğru Cevap "C" Politeizm Doğru Cevap "C" Politeizm Soru Açıklaması 8. Laiklik, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız ol­masını savunan hangisi laikliğin temel amaçlarından biri değildir? A. Herkesin din ve inanç hürriyetini güvence altına almak. B. Dinde ruhbanlık anlayışının oluşmasını önlemek. C. Dinı inançları ortadan kaldırmak. D. Herkesin kanun önünde eşit olmasını sağlamak. E. Dinin istismar edilmesini engellemek. Doğru Cevap "C" Dinı inançları ortadan kaldırmak. Doğru Cevap "C" Dinı inançları ortadan kaldırmak. Soru Açıklaması 9. Sofistlerin göreli anlayışları Tanrı'yı da kapsamış, onlar Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceği­ni ileri sürmüşlerdir. Sofist olan Protagoras, "Tanrı'lar­la ilgili olarak, Onların ne var olduklarını ne de var ol­madıklarını bilebilirim; çünkü bu konuda bilgi için ko­nunun karanlıklılığı ve insan yaşamının kısalığı gibi bir çok engel vardır." demiştirBu verilenlere göre sofistler aşağıdaki inançlardan hangisini savunmaktadır? A. Politeizm B. Ateizm C. Sekülarizm D. Agnostisizm E. Deizm Doğru Cevap "D" Agnostisizm Doğru Cevap "D" Agnostisizm Soru Açıklaması 10. Mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dinsel bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple va­hiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inan­ bilginin ait olduğu inanç sistemi aşağıdakilerden hangisidir? A. Sekülarizm B. Deizm C. Politeizm D. Teizm E. Ateizm Doğru Cevap "B" Deizm Doğru Cevap "B" Deizm Soru Açıklaması TYT - AYT Din Kültürü İnançla İlgili Meseleler TEST - 111. 1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak inanç esaslarının temeli olup buna .............. inancı .............. inanarak söyleyen bir insan, Müslüman olduğunu ifade etmiş boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdaki kav­ramlardan hangileri getirilmelidir? A. Kader - Kelime-i şehadeti B. Tevhit - Kelime-i şehadeti C. Sünnet - Ezanı D. Ahiret - Fatiha Suresini E. Şirk - Kelime-i tevhiti Doğru Cevap "B" Tevhit - Kelime-i şehadeti Doğru Cevap "B" Tevhit - Kelime-i şehadeti Soru Açıklaması 12. - Dilimizde Tanrıcılık anlamına Alt yapısında tanrının varlığına inanma fikri yat­maktadır .- Bu inancın akabinde var olan tanrının insanlar için bir din gönderdiği ilkesi Var olan her şeyin tanrı tarafından yaratıldığını söy­ yapılan inanç sistemi aşağıdakilerde han­gisidir? A. Nihilizm B. Politeizm C. Ateizm D. Agnostisizm E. Teizm Doğru Cevap "E" Teizm Doğru Cevap "E" Teizm Soru Açıklaması 13. İman edenlerin kalbinde, vahiy yolu ile insanlara kut­sal kitaplar ve peygamberler gönderen, evreni yaratan ve yöneten, aklı ve iradesi olan, sonsuz bilgi, kudret ve iradesiyle varlığını devam ettiren bir Allah inancı var­dır. Allah, doğaüstü ve sonsuz yetkinlikte yüce bir var­lık olarak, her an evrenin canlı-cansız her zerresinde etkin ve yetki göre Allah inancıyla ilgili aşağıdakilerden han­gisine ulaşılamaz? A. İnsan, her şeyin yaratıcısı olan Allah'ı ne tam ola­rak bilebilir, ne de O'na erişebilir. B. Allah, güç, gerçeklik ve değer bakımından yüce bir varlıktır. C. Allah'ın gücü her şeye yeter, O her şeyi bilir. D. İnanç ve iman, evrendeki varlıklara ve onların ya­radılışlarına bakarak pekişir. E. Allah'ı sadece metafizik bilgisi olanlar bilebilir. Doğru Cevap "E" Allah'ı sadece metafizik bilgisi olanlar bilebilir. Doğru Cevap "E" Allah'ı sadece metafizik bilgisi olanlar bilebilir. Soru Açıklaması 14. "Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve dü­şüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürüt­mek, din konusunda toplumu aydınlatmak görevleri arasında bulunur."Bu tanımlama aşağıdaki kurum ve kuruluşlardan han­gisine aittir? A. Müftülükler B. Din İşleri Yüksek Kurulu C. Din Eğitim Dairesi D. Diyanet İşleri Başkanlığı E. Kur'an Kursları Doğru Cevap "D" Diyanet İşleri Başkanlığı Doğru Cevap "D" Diyanet İşleri Başkanlığı Soru Açıklaması 15. Her türlü Tanrı inancına ve ruhani varlıklara olan inanç­ları inkar eden, her şeyi akıl gerçekliği ile açıklamayı benimseyen düşünce şekli aşağıdakilerden hangisi­dir? A. Sekülarizm B. Deizm C. Politeizm D. Teizm E. Ateizm Doğru Cevap "E" Ateizm Doğru Cevap "E" Ateizm Soru Açıklaması TEST BİTTİ. CEVAPLARINIZI KONTROL EDİNİZ. TEST HAKKINDA YORUM YAPABİLİRSİNİZ.

inançla ilgili ayetler ve anlamları