ilkokul döneminde uyum ve davranış problemleri
OkulaUyum sürecinde Yapılabilecekler: Çocuğun krizlerine ilgi göstermemek, bunlara ilgisiz davranmak, onu ele alırken sakin olmak. Çocuk olumlu davranışlarda bulunduğunda, ona ilgi göstermek ve onu ödüllendirmek.. Çocuğun krizlerinden ürkmemek ve ona aciz görünmemek. Çocuğun üstüne fazla düşmemek. Çocuğu sürekli
Çocuklarda Uyum ve Davranış Problemleri Final Deneme Sınavı-1. #1. Aşağıdakilerden hangi grup erken çocukluk döneminde görülen davranış problemleri arasında yer almaz? a) Saldırganlık- kıskançlık- inat etme. b) Kıskançlık- dedikodu- çalma. c) Öfke- yalan söyleme- inat etme. d) Çalma- yalan söyleme- öfke.
3- Çocuklara, spor yapma gibi aşırı hareketliliklerini yönetebilecekleri çıkış yollan bulun. 4- Hiperaktif çocukların zarar görmesini (hırpalanmasını) önlemek için ayrı çalışma yerleri sağlayın. (Ayrı sınıflar) 5- Sınıfta verilen dersin süresini kısa tutup, az ödev vererek, ilerlemelerine yardımcı olun.
n=442.722 öğrenci) ve 1984-1985 (n=180.000 öğrenci) öğretim döneminde uygulanmıştır. Özellikle karma sınıflarda (5 ve 6 yaş birlikte) başarı oranının bazı bölgelerde %10’lara kadar düşmesi ve çocukların pek çok uyum sorunu –duygusal ve
Kodlamave Robotik. Oyunlarımızı Kodlayarak Tasarlıyoruz. İlkokul 1. 2. ve 3. Sınıf öğrencilerimizin code.org kodlama platformu üzerinden değişken problemlere yönelik çözüm becerileri geliştirmesini sağlıyoruz. Bu platform üzerinden öğrencilerimizi takip ederek ilerlemelerini kayıt altına alıyoruz. 4.
Site De Tchat Rencontre Gratuit Sans Inscription. Görüntülenme Sayısı 6324 Bir çocuğu tanıyabilmenin en sağlıklı yolu iyi bir gözlemci olmaktan geçer. Bu sebeple çocuğun gelişim evrelerine dikkat ederek her yaşın getirdiği davranışları incelemek gerekmektedir. Bir davranışın sorun olması için bir engelleme, baskılanma ve kısıtlanma olması gerekmektedir. Herhangi bir davranışın sorun olarak adlandırılması için bazı ölçütler olması gerekir. Bu ölçütler aşağıda maddeler halinde verilmiştir. 1. YAŞA UYGUNLUĞU Çocuğumuz büyürken onların davranışları da gelişir ve her yaşa uygun farklı davranışlar gözlemlenir. Bu sebeple öncelikle gelişim dönemlerinin iyi bilinmesi gerekir. Örneğin; iki yaş çocuğu hareketlidir ve talep edileni asla yapmaz. Özerk bir birey olduğunu fark eder ve bunu göstermek adına tüm isteklere muhalefet olmaya başlar. Üç ve beş yaş aralığındaki çocuk ise dikkat çekmeyi sever. Geniş bir hayal dünyasına sahiptir ve inanılması güç hikayeler anlatırlar. Henüz yalanı ve yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu sebeple ki bu yaş çocuklarına yalan söylüyorsun denemez. Buna karşın 11-14 yaş aralığında söylenen yalanlar bizim için normal olarak kabul edilemeyecek davranışlardandır. 2. YOĞUNLUĞU Çocukların da birer birey olduğunu kabul ederek çıktığımız ebeveynlik yolculuğunda bilmemiz gereken en önemli maddelerden biri çocuğun denemeyi sevmesidir. Yanlışı da doğruyu da dener ve sonrasında tecrübe geliştirir. Bu sebeple çocuğun denemek amacı ile yaptığı davranışları yanlış dahi olsa ayrı değerlendirmemiz gerekmektedir. Sorun olabilmesi adına bu yanlış davranışın yoğunluğuna bakmamız gerekmektedir. Sıklığı bizim için en önemli etkenlerdendir. Örneğin ; 5 yaş çocukları huysuz ve öfkelidirler ancak buna karşın şiddet içeren davranışlar beklenilen bir durum değildir. O halde şiddeti davranış bozukluğu olarak adlandırabiliriz. 3. SÜREKLİLİĞİ Çocuklar deneme yanılmaya devam ederken bazen olumsuz bir özelliği seçer ve sürekli olarak bu davranışı tekrar eden bir rutine oturtur. Bu olumsuz davranış kesintisiz hatta artarak devam ediyor ise o halde bunu davranış problemi olarak tanımlarız. 4. CİNSEL ROL VE ROLDEN BEKLENTİLER Her çocuk biriciktir elbette ve bizimle büyür, öğrenirler. Ancak fıtrattan getirdikleri ve DNA’larından taşıdıkları bazı özellikleri de yadsınmamalıdır. Bu özellikler yaşa, çevreye göre değiştiği gibi cinsiyete göre de değişkenlik gösterebilmektedir. Erkeklerin kız çocuklarına kıyasla daha saldırgan olmaları beklenmektedir ancak buna karşın saldırgan olan kız çocuklarının davranışları normalden sapan davranış olarak kabul edilmektedir. SIKÇA GÖRÜLEN DAVRANIŞ SORUNLARI Davranışlarımızı, sorun olarak tanımlamak adına hangi kriterlere başvuracağımızı incelediğimize göre sıkça karşılaştığımız davranış sorunlarını ve çözüm önerilerini ele almak işimizi daha da kolaylaştıracaktır. ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME Karşımızdaki kişiyi aldatmak, yanıltmak ve kandırmak adına gerçeklerin gizlenmesi ya da saptırılması şeklinde söylenen sözlere yalan denmektedir. Çocuklar için yalan kavramı 7 yaşından sonra kullanılmaktadır. Çünkü bu yaşa kadar çocukların hayret verici bir hayal dünyası vardır. Bu hayal dünyasında oluşturdukları hikayelere önce kendileri inanır ardından ebeveynlerini inandırmaya çalışırlar. Bilinmelidir ki hayal dünyasının ürünleri olan bu hikayeler çocuğunuzun kandırmak ve yanıltmak amacıyla söylediği sözler değildir. Ancak 7 yaşından sonrasında çocuğun anlattıklarını yalan olarak kabul edebiliriz. Bu yaştan sonrasında çocuk baskıcı ebeveyn tutumu altındaysa, katı kurallar varsa, şiddet görüyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa, eleştiriliyorsa, kıyaslanıyorsa, öz güven eksikliği yaşıyorsa çocuk yalana başvurabilir. Öneriler Anne-baba olarak yalan söylemeyen birer rol model olmayınız. Ağır cezalar, tepkiler ve eleştirilerden sakınınız. Yaşına uygun ve ona ağır gelmeyecek sorumluluklar vermeyiniz. Başkasına çocuğunuz aracılığı ile yalan söylemeyiniz. Ona asla ama asla yalancısın sen diyerek etiket yapıştırmayınız. Bu çocuğumuzu daha da rahat yalan söylemeye iter. Çocuğunuz ile aranızda anlayışlı ve olumlu bir iletişim geliştirmelisiniz. Size her şeyi korkusuzca ve gizlemeden söyleyebilmeli. Fazla baskı uygulayan ve sınırları çok dar çizen ebeveynlerden olmayınız. ÇOCUKLARDA ÇALMA Çalma; sorunu çocuğun başkasına ait olan bir nesneyi izin almadan alarak ona sahip olmasıdır. Çalma sorunu önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bir nesneyi izinsiz almanın çalma olup olmadığı öncelikle gelişim dönemleri bilinerek değerlendirilmelidir. Örneğin ; 3 yaş çocuğunun aitlik kavramı gelişmediği için gördüğü ve istediği her nesneyi alabileceğini düşünür. Böylece bu izinsiz alma, bir davranış sorunu olarak görülmez. Ancak çocuk özellikle 10 yaşından sonrasında da çalma davranışına devam ederse davranışın altında ilgilenilmesi gereken önemli bir problemin yattığını bilmeli ve mutlaka bir uzman desteği alınmalıdır. Öneriler Çocuğunuza dürüstlük kavramını öğretin ve bu kavramın her zaman kazanacağı inancını geliştirin. Kendisine ait olmayan nesnelere de saygı göstermesi gerektiğini söyleyin. Ebeveyn olarak iyi bir rol model olun ve siz de başkasının eşyasına önem vererek onlardan izinsiz almayın. Aksi halde çocuğunuz da bunu yapabileceğini düşünür. Çalma davranışını göstermiş çocuğa asla ama asla şiddet uygulamayın. Aşırı tepkiler vermeyin. Ondan ilgi ve sevginizi asla almayın, iletişim kanallarınızı kapatmayın. İstediği veya ihtiyacı olan bir eşyayı nasıl ödünç alacağını öğretin. Çocuğunuza ait olan bir nesneyi alacağınız zaman ondan muhakkak iznini alın. Çocuğunuza yaşına uygun miktarda harçlık verin yani temek gereksinimlerini karşılayın. Kendine ait bir odası, masası, bardağı, kıyafetleri, oyuncağı vb. olmasını sağlayın ki mülkiyet kavramı yerleşmiş olsun zihnine. Bu davranışın sebeplerini muhakkak çocuğunuz ile konuşun. ÇOCUKLARDA SALDIRGANLIK Çocuğun kendi akranları dahil başka bir kimseye vurması, itmesi, ısırması, tekmelemesi, eşya fırlatması, tükürmesi vb. gibi tüm davranışlarına saldırganlık adı verilmektedir. Saldırganlık davranmış sorununun temel amacı karşısındakine zarar vermektir. Saldırganlık bazı gelişim dönemlerinde çocuk kendini ifade edemediği şartlar altında ise anormal değil normal davranış olarak kabul edilebilmektedir. Çocuk genellikle şiddet davranışı aferin aldığı için, sana vurana sen de vur öğretisi söylendiği için, ebeveynlerinden yeterli sevgiyi göremediği için, teknolojik cihazlarda oynadığı oyunlardan ve izlediği filmlerden etkilendiği için, aşırı otoriter anne ve babası olduğu için, ebeveynlerinden kendisi şiddet gördüğü için ve bazen de beyin zedelenmesi veya beyin zarı iltihabı gibi fiziksel sorunları olduğu için şiddet uygulayabilir. Aynı zamanda çocuk eğer konuşma problemi yaşıyor ise yani kendisini sağlıklı bir biçimde ifade edemiyorsa o zaman içinde oluşan anlaşılamaması öfkesinden dolayı da şiddete başvurabilir. Öneriler Aile içerisinde kimse kimseye şiddet uygulamamalı ve örnek birer rol model olmalısınız. Şiddet ve saldırganlık içeren hiçbir davranışa asla tolerans göstermemeli ve görmezden gelmemelisiniz. Şiddete karşılık şiddet göstermemeli yani dayak ile sorunu çözmeye çalışmamalısınız. Agresif bir ruh hali içerisindeyken değil sakinleştiği zaman onunla konuşmalısınız. Sosyal gelişimini desteklemeli ve sorumluluk almasını sağlamalısınız. Olumlu bir davranışını gördüğünüz takdirde hemen karşılığını vererek pekiştiriniz. Çocuk agresif iken anne baba olarak ne kadar zorlansanız da sakin kalmalı ve o şekilde bir yaklaşım sergilemelisiniz. Sizin sakinliğiniz bir süre sonra ona da yansıma yapacaktır. Fazla olan negatif enerjisini atmak adına muhakkak spor faaliyetlerinden destek almalısınız. ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME Tırnak yeme davranışı her zaman psikolojik kökeni olduğu netleşmiş bir sorundur. Çocuk gergin, öfkeli ve sıkıntılı olduğunu hissettiği zamanlarda bu duygularının dışavurumu olarak bu davranışı sergiler. Bu davranış özellikle ergenlik döneminde artış gösterir. Bu da ergenlik döneminin gergin ve çevreden onay-kabul beklediği bir dönem olmasından kaynaklıdır. Yine baskıcı ebeveyn tutumu olduğu, gerilimin olduğu, güvende hissedememe, istediği ve ihtiyacı olan güven ve sevgiyi alamaması, sürekli korku, stres, öfke gibi heyecan barındıran durumlara maruz kalması çocukta tırnak yeme davranışını oluşturabilir. Öneriler Öncelikle bu davranış eğer 3-4 yaş gelişim sürecinde ve öncesindeyse görmezden gelinmelidir. Eleştiri, hakaret, şiddet, cezalandırma ve baskı uygulanmamalıdır. Tırnak yediği ya da yiyeceği gözlemlendiği anlarda ellerini meşgul edecek etkinlikler verin. Davranışı söndürmeye yönelik alternatifler üretin. Bu davranışın üstesinden gelebileceğine dair ona olan güveninizi yansıtın ve onu cesaretlendirin. Hangi durumlarda tırnak yediğini tespit ederek yemesini önceden engelleyebilirsiniz. Tırnaklarını devamlı ve yiyemeyeceği şekilde derinden kesin. Korku, kaygı ve baskı altında hissedeceği ortamlardan mümkün olduğu kadar uzat tutun. ÇOCUKLARDA İNATÇILIK En sık rastladığımız davranış sorunu çocuğun inatçılığıdır. Çünkü her gelişim evresinde ve yaşta gözlemlenebilir. Bu davranış bir sorun mu yoksa karakter özelliği mi anlaşılamadığı için genelde sorun olarak adlandırılmaz. Ancak bu da bir davranış sorunudur ve söndürülmesi gerekmektedir. İlk olarak yaş sendromu dediğimiz dönemde görülmeye başlanır. İnatlaşmalarını en çok merak ve araştırma dürtüleri yükseltir. Bu sebeple merakını mümkün olduğu kadar gidermeye çalışılmalıdır. İnatçılık sadece anne ve babaya değil çevresindeki herkese gösterilebilir. Anne ve baba arasında istikrarsız bir tutum sergilendiğinde, çocuk bağımsızlığını kazanamadığında, ihtiyaçları karşılanmadığında, aşırı ceza uygulandığında, çocuğun istekleri ve anne- babanın istekleri örtüşmediğinde çocuk inatlaşmaya başlar. Öneriler Anne ve baba olarak istikrarlı ve ortak bir tutum sergileyin. Aşırı tepkili ve öfkeli bir tutum sergilemeyin. Verdiğiniz sözleri tutun ve bunları zamanında yapın. Yapamayacağınız bir şeyin sözünü vermeyin ve bunu onun anlayacağı bir dil ile anlatın. Kurallarınız net olsun ve uygularken kararlı olun. Çocuğun göstermiş olduğu inat savaşına siz de dahil olmayın. Çocuğunuza seçenekler sunun ve ona seçme hakkı verin. Böylece çocuk saygı duyulduğunu hisseder ve o da size saygı gösterir. Bu yazı Atakent Uluğbey İlkokulu Psikoloğu Göknur Gök tarafından yazılmıştır.
Görüntülenme Sayısı 10906 Sosyal gelişim; bireyin bir toplumda yer alabilmesi için toplum kurallarına ve beklentilerine uyum sağlayarak, her yaş düzeyine göre değişen davranışları kazanma süreci olarak değerlendirilir. İnsan sosyal bir varlıktır. İlk dünyaya geldiği andan itibaren önce ailesi ile daha sonra da çevresi ile çeşitli yollarla iletişim kurmaya çalışır. Başta bakış, gülüş ve ağlama ile çevresiyle ilişki kurmaya çalışan bebek, büyüdükçe kendini ifade etmeye başlar. Çevresinde olan biten olayları gözlemleyerek bilinçli ve bilinçsiz olarak insan davranışlarını gözlemler ve yaşına uygun davranışlarda bulunmaya çalışır. Çocuğunuz büyüdükçe gözlemleri artar ve hangi ortamlarda nasıl davranması gerektiğini sizleri model alarak öğrenir. Yavaş yavaş yetişkinlerle kurdukları ilişkiyi yaşıtları ile kurma eğilimine girerler. 4 Yaş Dönemi 4 yaş çocuğu, yetişkinlerden çok yaşıtları ile ilişki kurmaya ihtiyaç duyar. Birkaç kişiden oluşan küçük gruplarla oyun kurmaya ve paylaşımda bulunmaya başlar. Böylece çevresindeki kişilerin davranışlarını gözlemleyerek, olaylara başkalarının bakış açısıyla da bakmaya çalışır. Bu empatik düşüncenin ilk adımlarıdır. 5 Yaş Dönemi 5 yaş çocuğu ise grup oyunları oynar. Bu dönemde oynadıkları oyunlarda kurallara uymaları gerektiğinin farkına vararak, başkalarının haklarına ve eşyalarına saygı duymayı öğrenir. Çevresindeki kişilere uyum göstermek adına, kendi duygu ve isteklerini kontrol etmeye başlar. Bunu toplumun küçük bir yansıması olan oyunlarında gözlemlemek mümkündür. Sevdiği arkadaşlarını tercih etmeye başlayan bu yaş çocukları, daha çok bu arkadaşları ile oyun oynamayı tercih ederler. İşbirliği, dostluk, kavga, rekabet gibi sosyal içerikli davranışlar sergiledikleri görülür. İlkokul Dönemi İlkokul dönemi 6-10 yaşlarını kapsamaktadır. 6 yaş çocuğu, ilkokula uyum sürecinde olması sebebiyle önce çevresini gözlemler. Daha sonra kendisine yakın hissettiği kişilerle arkadaşlık kurarak oyunlar oynamaya yönelir. 6 yaş öncesindeki dönemde grup oyunlarında yer almış ve arkadaş ilişkileri iyi olan çocukların, sosyal açıdan daha olumlu davranışlar sergilediği görülmektedir. Ancak ilkokula başlamadan önce sosyal ortamları sınırlı olan çocukların gruba girmeden önce çevresindeki kişileri gözlemleme sürelerinin daha uzun olduğu, kendine uygun olduğunu düşündüğü birkaç kişi ile kısa süreli ilişkiler kurar, eksik olan sosyal deneyimlerini tamamlamaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. Belli Bir Süre Yalnız Olmayı Tercih Edebilirler Çocuk grup içinde güven duymaya ve kendini rahat hissedene kadar yalnız kalmayı tercih edebilir. Bunun normal bir geçiş süreci olduğunu bilerek, ilişki kurmaya zorlamamak, çocuğun hazır olmasını beklemek doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu dönemde, dil becerilerinde uzmanlaşan çocuğunuzun isteklerini, duygu ve düşüncelerini daha uzun cümlelerle belirtebildiği görülür. İhtiyaçlarını düzgün bir şekilde ifade edebiliyor olmak zamanla problem çözme becerilerinde de gelişmelerini sağlayacaktır. İlkokul döneminde çocukların, merak ve araştırma duygusu yoğundur. Bu yüzden aktif ve hareketli davranışlar sergilemekte, girişkenlik davranışı göstermeye çalışmaktadır. Bu durumun tersi olarak mükemmeliyetçi anne-baba ve öğretmen tutumlarında, çocuklar yoğun bir başarısızlık duygusunu yaşadığı için “suçluluk duygusu” baskın olarak yetişebilir. Bu da çocuğunuzun kendisini değersiz hissetmesine ve kendine güvenmemesine neden olabilir. Çocuğunuza bu duyguları yaşatmamak için onu aktif şekilde dinlemek, sorularını cevapsız bırakmamak, yapamayacağı sorumluluklar vermek yerine yapabileceği sorumluluklar vermek, gerektiğinde destekleyerek öğrenme yollarını göstermek kendine güven duymasını sağlayacaktır.
Sadece biz yetişkinlerin mi hayatta sorunlarla karşılaştığını sanıyorsunuz? Tabii ki hayır! Çocuklar da kendince birçok sorunla karşılaşabiliyor. Aramızdaki fark, biz sorunları o anda halledip konuyu kapatabiliyoruz. Çocuklar bunu yapamadıkları için onlarda bu durum uyum ve davranış bozukluğu olarak ortaya çıkabiliyor. Giriş Tarihi 1208 Son Güncelleme 1332 Çocuklar her yeni gelişim döneminde farklı kazanıyorlar. Her yeni beceri de değişikliklerini beraberinde yaş gelişimine özel davranışlar çıkıyor. 2 yaşa özel inatçılık veya 3 yaşa özel bağımsızlık mücadelesine yönelik davranışları bu normal gelişim sürecine özel davranışlara örnek gösterebiliriz. Ancak bu tür davranışların haricinde bazen çocuklarda fizyolojik ve psikolojik nedenlere bağlı uyum ve davranış problemleri yaşanabiliyor. Ve bunlar bazen çocuklarda uyum ve davranış bozukluğu olarak kendini gösterebiliyor. Nasıl mı? Örneğin; altını ıslatabiliyor, tırnak yiyebiliyor, parmak emebiliyor ve yalan söyleyebiliyor. Pedagog Duygu Çalışır, çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları, nedenleri ve tedavisi hakkında anne babalara yardımcı olacak bilgiler verdi. Uyum ve davranış bozukluğu nedir? Uyum, bireyin içinde bulunduğu çevre ile dengeli ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde sürdürebilme becerisidir. Gelişim süreci içerisinde çocuklar, birçok beceri kazanırlar ve bununla birlikte sorunlarla karşılaşırlar. Bu sorunlar karşısında anne-baba ve yakın çevrenin sergilediği tutum ve davranışlar, uygun olduğunda sorun kolaylıkla halledilirken, uygun olmayan tutumlar karşısında yaşanan sıkıntılar, kalıcı uyum ve davranış sorunlarına dönüşebilir. Normal davranıştan farkı! Çocuğun gelişim dönemine bağlı olarak yaşadığı olağan sorunlarla, uyum bozukluğu olarak kabul edilen davranışlar arasında ayırım yapmak anne babalar için zordur. Yaşanan sorunun gelişim döneminden mi kaynaklandığı, yoksa gerçek anlamda bir davranış bozukluğu mu olduğunu anlamak için, göz önünde tutulması gereken noktalar vardır. Bunlar Çocuğun gelişim dönemi Bazı davranışlar, çocuklarda sadece belirli bir gelişim döneminde görülen geçici eylemler olabilir. Yani 4-5 yaşına kadar süren gece alt ıslatma, 2-3 yaşlarında ortaya çıkan uyku bozuklukları, kısa süren konuşma düzensizlikleri ebeveynlerin kaygı duymasını gerektirmez. Çocuğun yaptığı davranışın ne kadar sıklıkta görüldüğü önemlidir. Ara sıra söz dinlememeleri, yaramazlık yapmaları, evde huysuz ve hırçın davranmaları normaldir. Her söylenene zıt davranışlar gösteren, okulda ve çevrede uyum problemi yaşayan çocukların davranışları ruhsal açıdan incelenmelidir. Davranışın şiddeti ve sürekliliği Süreklilik gösteren davranışlarla belli bir süre görülüp kaybolan davranışlar aynı düzeyde tutulamaz. Örneğin; kardeş kıskançlığı nedeniyle hırçın ve huysuz olan çocuğun davranışı normal olabilir. Ancak çeşitli nedenlerle sorunların sürmesi uyumsuzluk olarak nitelendirilir. Bir davranışa başka davranışın eşlik etmesi Bir hareketin tek başına davranış bozukluğu olduğunu anlamak mümkün olmayabilir, buna başka davranışların da eşlik etmesi gerekir. Örneğin; bir çocuk gece altını ıslatıyorsa bu onda davranış bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Buna ek olarak; kekemelik, korku ve kaygı söz konusu ise bu eylemin bir davranış bozukluğu olduğu söylenebilir. Sorunun dışarı vurulmaması Çocukların hepsi ruhsal sorunlarını dışa vuramaz. Dıştan belirti göstermeyen fakat birçok sorun yaşayan çocuk, herhangi bir problemi yokmuş gibi gözükebilir. Ancak bu, çocuğun her zaman uyumlu ve dengeli davranabileceği anlamına gelmez. Yaşadığı sorunlarla kendisinin başa çıkmaya çalışması ve yorulması sonucu belirtiler göstermeye başlayacaktır. Geçmiş yaşantı Çocuğun geçmiş dönemindeki çevresiyle uyumu ve kişilik özellikleri incelenmelidir. Geçmişte bıraktığı gelişimsel dönemlerde çeşitli sapmaları olan çocuklarda, ailenin tutumlarına bağlı olarak geçici ya da kalıcı uyumsuzluk durumu oluşabilir. Çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları Çocuklarda fizyolojik ve psikolojik nedenlere bağlı uyum ve davranış problemleri yaşanabilir. Önemli olan, sorunun nedenini saptamak ve gerekli tedaviyi uygulamaktır. Anne babaların bu konuda çok bilinçli ve dikkatli olmaları, böyle bir sorundan şüphelendiklerinde bir uzmana başvurmaktan çekinmemeleri gerekir. İşte çocuklarda uyum ve davranış sorunları... Parmak emme Çocukların doğuştan itibaren sahip oldukları en önemli reflekslerden biri, emme refleksidir. Doğumdan sonraki ilk bir yıl içerisinde parmak emme, normal olarak kabul edilir. Emme, haz yaratan ve psikolojik olarak rahatlamayı sağlayan bir davranıştır. Parmak emme, psikolojik sorunlar ve gerginlikler sonucunda gelişebilir. Ev ortamında yaşanan gerginlikler ve yeni bir kardeşin doğumu, emme ihtiyacının yeterince doyurulmamış olması gibi durumlar parmak emme davranışının daha sık görülmesine neden olur. Genellikle 2 yaş civarında azalması, hatta yok olması beklenen parmak emme davranışı bazı durumlarda çocuk okula başlayana kadar devam eder. Hatta bazen sonrasında da bu davranışın devam ettiği görülür. Parmak emmenin 2 yaştan sonra devam etmesi durumunda bunun bir uyum ve davranış sorunu olma ihtimali yüksektir. Tedavi sürecinde öncelikle bu davranışın nedenleri ve çocukta kaygı uyandıran bir olayın var olup olmadığı araştırılmalıdır. Gerçek neden ortadan kalkmadıkça, parmak emme davranışı da devam eder. Gelişim sürecinde çocuğun emme ihtiyacı; anne memesi, emzik veya biberon kullanımıyla yeterince karşılanmalıdır. Çocuktaki aşırı emme eğilimli davranışın hoşa gitmediği sakin bir dille belirtilmeli, bırakmayı denemesi konusunda çocuk cesaretlendirilmelidir. Alışkanlıktan vazgeçirmek için uygun zaman seçilmelidir. Çocuğun hasta olması ya da yeni bir kardeşin gelmesi, alışkanlığın vazgeçirilmesi için uygun zamanlar değildir. Tırnak yeme Tırnak yeme alışkanlığı, en sık görülen davranış bozukluklarından biridir. Çoğunlukla 3-4 yaşından sonra başlar. Çocukların yüzde 33'ünde tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların oranı ise yüzde 40-45'e kadar yükselir. Tırnak yemeye sebep olan başlıca etkenler; ailede aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, ilgi ve sevgi yetersizliği, kıskançlık, sıkıntı ve gerginlik, anne-baba geçimsizlikleri ve çocuğa karşı fazla korumacı olmalarıdır. Ayrıca tırnak yeme, taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Bu durumda ebeveynlerin yapacağı en iyi hareket, bu durumu görmezden gelmektir. "Tırnağını yeme, elini ağzından çek!" gibi uyarılarda bulunmak, davranışın azalmasından çok artmasına neden olur. Önemli olan çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenleri saptayıp bunları ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Fakat çocuğun kendisini güvensiz hissetmesi halinde bu alışkanlığa yeniden başladığı görülür. Alt ıslatma Tuvalet eğitimi almış olan bir çocuğun, alt ıslatma sorunu yaşamasının temelde iki nedeni olduğu düşünülür. Çocuk ya duygusal ya da fiziksel bir sorun yaşıyordur. Öncelikle organik bir sorun olup olmadığı belirlenmelidir. Ateşli hastalıklar, idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı ve nörolojik hastalıklar alt ıslatma davranışının görülmesine yol açar. Ve bu şekildeki sorunlar kısa süreli olup, geçicidir. Hastalığın tedavi edilmesi ile ortadan kalkar. Özellikle erkek çocuklarda görülen alt ıslatmanın en önemli nedeni kalıtsaldır. Eğer ebeveynlerden birinin geçmişinde bu sorun varsa, çocukta görülme olasılığı yüksektir. Genetik nedenlerden kaynaklanan alt ıslatma, ergenlik döneminde ortadan kalkar. Çocuğun uykusunun çok derin olması ve tuvaletinin geldiğini fark etmemesi de alt ıslatma nedenlerinden biridir. Ancak çocuğun gelişimi normalse ve tuvalet eğitimi verilmiş olmasına rağmen alt ıslatma problemi yaşıyorsa, o zaman bunun psikolojik kaynaklı olduğu düşünülür. Yeni bir yere taşınma, ebeveynler arasında yaşanan boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, yeni bir kardeşin gelmesi ya da tuvalet eğitimi sırasında çocuğun zorlanması, cezalandırılması gibi nedenler, duygusal kaynaklı alt ıslatma sorununu gündeme getirebilir. Bu durumda anne babanın çocuğu ile kurduğu iletişimde tutarlı ve kararlı olması gerekir. Tuvalet eğitimi için çocuğun idrar kontrolü konusunda belli bir olgunluğa ulaşması beklenmelidir. Altını ıslatan çocuğun bu durumundan duyulan rahatsızlık, kendisinin yanında dile getirilmemelidir. Çocuğun bu problemi ciddi boyutlara ulaştığında, bir uzmandan yardım alınmalıdır. Dışkı kaçırma Ciddi bir ruhsal uyumsuzluk göstergesidir. Genellikle yetersiz ve sıkı olmayan bir eğitim nedeniyle çocukta dışkı tutma alışkanlığının kazanılmamış olmasından kaynaklanır. Kardeş doğumu, anneden ayrılık, hastaneye yatış gibi çeşitli korku ve kaygılar çocukta gerilemeye yol açabilir. Bu durumda dışkı kaçırma davranışı hem ebeveyninin ilgisini çekmek, hem de başkaldırmak amaçlı yapılabilir. Bazı çocuklar tuvalete gitmeye karşı direnç gösterir. Okulda dışkısını tutarken evde dışkı kaçırabilir. Dışkı kaçırma sorunu olan çocuklar genellikle okula ve çevresine uyumları yetersiz, arkadaş ilişkileri bozuk, bağımlı ve inatçılardır. Çocuğun bu probleminin tıbbi bir nedeni var mı önce bu belirlenmelidir. Sonrasında çocuğun üzerindeki gereksiz baskılar kaldırılmalı ve aşırı titiz tutumlardan vazgeçilmelidir. Çocukla olumlu bir iletişim kurularak onun değerli olduğunu hissetmesini sağlamak yararlı olur. Çocuğun dışkısından tiksinme yerine dışkısını tuvalete yaptığı zamanlarda ödüllendirmek gerekir. Çocuk 3-4 kez belirli aralıklarla tuvalete oturtulmalıdır. Mastürbasyon Çocuğun cinsel bölgeleriyle oynayarak kendini uyarması ve rahatlama sağlaması mastürbasyondur. Çocukluk mastürbasyonunu tanımlamak için çocuğun genital bölgesinde fiziksel bir sorun olup olmadığını saptamak çok önemlidir. Kimi zaman bazı genital sorunlar bölgede kaşınmaya, tahrişe yol açar ve çocuğun dikkatini o bölgeye yöneltmesine neden olur. Bunun dışında bazı çocuklar bedenlerini keşfetmek, bazıları çeşitli duygusal zorluklarıyla baş etmek, bazıları da uykuya geçerken rahatlamak için mastürbasyona başvurabilirler. Mastürbasyona en sık olarak 3-6 yaş arasında rastlanır. Bu dönemdeki çocuk, artık cinsel kimliğini bilir ve bedenini keşfetmeye büyük önem verir. Cinsel bölgesiyle oynadığında duyduğu hazzı tekrar yaşayabilmek için bir yere sürtünerek, bir nesneyi kendisine sürterek veya eliyle kendisini uyarabilir. Çocuk, bunu odasında yalnızken yapabileceği gibi, kalabalık ortamlarda, kendini kontrol etmekte çok zorlanarak da yapabilir. Bazen çok fazla enerji harcayıp, ter içinde kalır, kızarır, sesler çıkarır ve hatta cinsel bölgesi bu yüzden tahriş olur. Çocuğun bu davranışı fark edildiğinde ona sert tepki gösterilmemeli, çocuk korkutulmamalı, bunu kendi odasında yapması söylenmeli, kısa bir süre sonra yanına gidip davranışını sonlandırması sağlanmalı, dikkati başka bir konuya yönlendirilerek, onunla oyun oynanmalıdır. Saç koparma Saç koparma alışkanlığı daha çok 1-2 yaş arasındaki kız çocuklarında görülür. Bu, stresi yenmek için yapılan bir harekettir. En büyük nedeni anneyle çocuk arasında duygusal bağın kurulmamış olmasıdır. Duygularını ifade etmede güçlük çeken, yasak ve baskı altında büyüyen kız çocuklarında saç koparma davranışına daha sık rastlanır. Yalan söyleme Çocuğun söylediği yalanlarda gerçeği iyi değerlendirememesi, bazı şeyleri uydurması veya olmamış şeyleri olmuş gibi anlatması söz konusudur. Çocukları yalana iten, çoğunlukla yetişkinlerin "gerçek" karşısındaki çelişkili tutumlarıdır. Çocuk, anne-babasının yalanlarına karşı çok duyarlıdır. Ebeveynlerin yalanlarına çocuğunu ortak etmesi ve bunun sonucunda çocuğa susması konusunda ödüller vaat etmeleriyle çocuk, yalanlardan kendine kazanç sağlama gibi bir alışkanlık elde eder. Çocuk, anne-babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyorsa ya da ceza korkusu varsa yalana başvurur. Yalan söyleyen çocuğa kendine güven duygusu aşılanmalıdır. Ebeveynler, tutumlarında çelişkili durumlardan kaçınmalıdır. Çocuğa uygun modeller sunulmalıdır. Çocuğu doğru söylemeye teşvik edici pekiştireçler kullanılmalıdır. Söylediği yalan yüzünden doğrudan yargılamak yerine bu davranışa teşvik eden nedenler araştırılmalıdır. Çocukla sağlıklı iletişim ve etkileşim kurulmalıdır. Yapacağı olumsuz davranışlar karşısında alacağı tepkilerle başa çıkma yolları öğretilmeli ve yalandan uzaklaştırılmalıdır. Çalma Çocuklarda okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu tam olarak gelişmemiştir. Bu dönemdeki çocuklar, başka birine ait bir eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması gerekir. Çalma davranışının altında yatan sebepler; ebeveynlerin aşırı disiplinli ve kıyaslamacı tutumu, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, çocuğa maddi cezalar verilmesi, gereksinimlerin giderilmemesi, çocuğun kendini değersiz hissederek öz güvenini kaybetmesi, kıskançlık, sevgisizlik ve ilgisizlik olarak belirtilebilir. Böyle durumlarda çocuğa kendisine ait olmayan bir şeyi almasının doğru olmadığı söylenmeli ve kendisine ait bir şey izinsiz alındığında nasıl hissedeceğini düşünmesi sağlanmalıdır. 4-5 yaşlarından itibaren çocuklar, davranışlarının karşısındaki kişide bırakacağı etkiyi anlamaya başlarlar. Bu noktada dramatizasyon oyunları işe yarayabilir. Eşyasını aldığı kişiden özür dilemesi gerektiği öğretilmeli, eşyayı sahibine vermesi sağlanmalıdır. Sakin ve kararlı olunmalı, suçlayıcı, eleştirici ya da kızgın davranılmamalıdır. İnatçılık İnatçılık, gergin anne-çocuk ilişkisinin bir sonucudur ve başlangıcı bebeklik dönemine kadar gider. Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusunda çok katı ve ısrarcı oluşu, çocuğu pasif direnmeye götürür. Çocuğuna çok karışan, söylenen ve ayrıntılar üzerinde fazla duran bir anne, onu böyle bir savunma yoluna kolayca iter. Kardeşler arasında ayrım yapılması da yine inatçılığı tetikleyen bir durum olabilir. Çocuklarda 2-3 yaş dönemlerinde gelişimsel olarak inatlaşma davranışı görülür ve bunun nedeni çocuğun bağımsız bir birey olduğunu, tercihlerini kendisinin yapabileceğini kanıtlama çabasıdır. Bu dönemdeki uygun olmayan anne baba tutumları, çocuğun bunu bir alışkanlığa dönüştürüp ileri yaşlarında da bu davranışları göstermesine neden olur. Her şeyden önce bunu bir güç savaşına dönüştürmemek gerekir. İnatlaşma davranışından bazen çocuk galip çıkar ve bundan sonra da her istediğini aynı şekilde yaptırmaya çalışır, bazen de ebeveynler bu durum karşısında çözüm olarak şiddete başvurabilir. Sakin kalmaya çalışmak çok önemlidir. Anne-babanın gerginliği, çocuğun inatlaşmasının artmasına neden olur. İstediği şey, bir ödül olarak kullanılabilir. Beklenen bir davranışı yaptıktan sonra kendi istediğinin olacağı söylenebilir. İstediği şeyin neden yapılamayacağını anlatırken basit bir dil kullanmak, isteğini yerine getiremediğiniz için üzgün olduğunuzu belirtmek ve duygularınızı onunla paylaşmak onu rahatlatacaktır. Kararlı ve tutarlı davranmaya özen gösterilmelidir. Önce ''Hayır'' denilen bir şeye ısrarlar sonrasında ''Evet'' dememek önemlidir. Zarar verme Saldırganlık insanda var olan bir dürtüdür. Bu dürtü yok olmaz veya tümüyle bastırılmaz, ancak biçim değiştirir. Saldırganlığın sözel, fiziksel, pasif ve aktif olmak üzere çeşitleri vardır. Çocuklarda, bebeklik döneminde amaçsız olan ağlama vurma gibi öfkeli tepkiler vardır. 1-4 yaşları arasında fiziksel saldırganlık, 4-5 yaşlarında ise sözel saldırganlık ifadeleri artar. Orta çocukluk döneminde çocukların saldırganlığı daha amaçlıdır. Çocuk çok sert veya gevşek disiplinle yetiştiğinde zarar verme davranışı oluşabilir. Kendine güvensiz çocuk, saldırgan davranışlar gösterebilir. Çocuğun engellenmesi ile de saldırganlık baş gösterebilir. Bu durum kendine ve çevresine zarar verme şeklinde görülebilir. Aile içerisindeki sorunlar, iletişim bozukluğu, sevgi yetersizliği, çocuğu suça teşvik edici davranışlar, örselenme, kendi dürtülerine engel olamama gibi nedenler saldırganlığın ortaya çıkmasını sağlar. Bu nedenle aile içindeki dengesiz ve olumsuz ilişkilerden kaçınılmalıdır. Güven duygusu geliştikçe çocuk, beklemeyi ve tepkisini dizginlemeyi öğrenir. Bu yüzden çocuğa "güven" aşılanmalıdır. Başkaldırma yerine uysal davranmanın kendi yararına sonuçlandığını gördüğünde saldırganlık davranışı azalır. Saldırgan dürtüyü boşaltmak için çocuk spor gibi çeşitli faaliyetlere yönlendirilmelidir. Okul ortamında çocuğun ilgi, istek, ihtiyaç ve gelişimsel düzeyine uygun programların yapılması, fiziksel ortamların hazırlanması ve materyal seçimi önemlidir. Saldırgan çocuğa aktif olmasını sağlayacak hareketli oyunlar veya etkinlikler hazırlanmalıdır. Çocuğun kendi davranışını eleştirmesine ve empati kurmasına yönelik hikayeler oluşturmak ve bu hikayeleri ona okumak yararlı olur. Saldırganlık davranışını pekiştirebilecek her türlü davranış biçiminden kaçınılmalıdır. Korku ve fobi Korku, çevresel tehlikeye karşı gösterilen normal bir reaksiyondur. Çocuklarda korku; bebeklik döneminde yüksek gürültü, ani hareketler, tanımadığı insanlar ve hayvanlardan korkma şeklindeyken; okul öncesi dönem de trafik kazaları, yangın, ceza, hayali yaratıklar ve kabuslardan korkma şeklinde görülür. Son çocukluk döneminde ise televizyonda izlediği filmlerden etkilenme ve okul başarısızlığı gibi korkular oluşur. Anne babadan ayrılma, çocuğu tedirgin eder ve çocuk terk edilmekten korkar. Ebeveynler arasındaki kavgalara tanık olan, ameliyat geçiren, deprem, yangın, su baskını gibi doğal afetlerle karşılaşan çocuklarda korku yoğun olarak görülür. Çocuğu disipline etmek için onun korkuları kullanılmamalıdır. 2-3 yaş çocuklarının gerçekten korunmaya gereksinimleri vardır. Bu yüzden oyunlarının denetlenmesi ve çeşitli tehlikelere karşı önlemler alınması gerekir. Aşırı koruyucu olmak, çocuğun karşılaştığı durumlarla başa çıkma becerisini geliştirmez ve onu ürkek yapar. Çocuğun korkuları karşısında sert tepkilerden kaçınılmalıdır. Korkuları yüzünden onu ayıplamak, utandırmak, alay etmek ve korkunun üstüne gitmekten kaçınılmalıdır. Oyundan ve arkadaştan yoksunsa buna olanak yaratılmalıdır. Çocuğun korkuları tanınmalı, bastırılmamalı ve bir korku diğer bir korku ile yenilmeye çalışılmamalıdır. Kaygı Kaygılı çocuk; gergin, endişeli ve duygusaldır. Karşılaştığı yeni durumlar onu heyecanlandırır. Bu durum tırnak yeme, saçı ile oynama gibi bazı fiziksel davranışlar göstermesine neden olur. Kaygılı çocuk kurallara uymaya özen gösterir. Kendisine kızılmasına veya eleştiriye karşı duyarlıdır. Ayrıca çocuktaki kaygı, fizyolojik bir rahatsızlığın sonucunda da oluşabilir. Kendi gelişimsel uygunluğu içinde çocuklar pek çok kaygı yaşayabilirler. Ama uygunluk yaşını geçtiğinde davranış devam ediyorsa ortada bir sorun olabilir. Kaygı düzeyinin yüksek olması durumunda sosyal ortamlardan izole olma, iyi ilişkiler geliştirememe gibi güçlükler görülebilir. Bu durum çocuğu saldırgan yapabileceği gibi, içe kapanık, itaatkar ve çekingen de yapabilir. Öncelikle çocuğa kaygı veren ortamlardan kaçınılmalıdır. Kaygı durumunun organik kökenli bir rahatsızlık sonucu olup olmadığını belirlemek için tıbbi yardım almak gerekir. Çocuğun kendine olan güvenini artırıcı faaliyetlerde bulunmasına destek olunmalıdır. Ailevi sorunların çocuktaki kaygıyı artırdığı unutulmamalıdır. Kaygının nedenlerini araştırmak ve çocuğa anlayabileceği bir dille bu kaygıların önemli olmadığını açıklamak uygun olacaktır. Aşırı çekingenlik ve içe kapanıklık Duyguları ve haklı tepkileri cezayla bastırılan, kınama, suçlama gibi davranışlarla karşılanan çocuklar zamanla kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve içlerine kapanmayı tercih ederler. Böyle bir davranış bozukluğuyla karşılaşmamak için çocuğa söz hakkı tanınmalı, her konuda duygularını ifade etmesi sağlanmalı, sık sık ne hissettiği ve düşündüğü sorulmalı, çocuğa değer verilmeli, konuştuğu zaman çocuk dinlenmeli ve ona karşı çok müdahaleci olunmamalıdır. Tik Tik, beden kaslarında istem dışı beliren aralıklı kasılmalardır. Örneğin; göz kırpma, baş ya da omuz oynatma, kaş kaldırma... Tikler aşırı heyecan ve korku yaratan olaylar sonucu oluşabilir. Tiki olan çocuklar genelde tedirgin, kaygılı ve gergindir. Kaygılı durumlardan kurtulmak amacıyla tik gerçekleşir ve dikkat çektikçe artış gösterir. Yüzde oluşanlar çoğu zaman ruhsal nedenlere bağlıdır. Ancak bütün bedene yayılan geniş hareketler biçiminde olanlarda bedensel bir neden bulunabilir. Tikler çoğu zaman geçicidir ve ergenlik çağından önce son bulurlar. Tiki olan bir çocukla konuşurken ona sürekli bu davranışı yapmaması gerektiğini anımsatmak tikin yapılma sıklığını artırır. Tikin oluşmasını sağlayan gerginliğin kaynağını bulmak ve düzeltici değişikliklere gitmek uygun olur. Çocuğa korku veren olaylar, ortamlar, durumlar, kişiler ve nesneler belirlenmeli, bunlardan kaçınılmalıdır. Çocukla kurulan iletişimde onun tikine dikkat çekilmemelidir ve alay konusu olmasına izin verilmemelidir. Çocuğa öz güven kazandırılmalıdır. Kekemelik Genellikle okul öncesi yaşlarda ortaya çıkan kekemelik, eğer herhangi bir organik bozukluğa bağlı değilse, psikolojik kökenlidir. Doğal afetler, trafik kazaları, hastalık ve ameliyatlar, bir kavgaya tanık olma, hayvandan korkma, sesle korkutulma gibi travmatik yaşantılar, aile içi sorunlar, ebeveynler arası boşanma, ölüm ve hatalı anne-baba tutumları kekemeliğe neden olabilir. Psikolojik kökenli kekemeliklerin bir kısmı geçicidir. Bazen kekemelik ergenlik dönemine kadar devam eder, bazen de 20 yaşından sonra azalır, ancak ara sıra yeniden ortaya çıkar. Çocukluk döneminden sonra devam eden kekemelikler stres, kaygı ve heyecan nedeniyle artabilir. Çocuklarda, kekemelik sürekli olmayabilir; kaygı ve heyecana bağlı olarak artabilir ve bazen kısa süreliğine tamamen ortadan kalkabilir. Psikolojik kökenli kekemelik, çocuğun çevresindeki kişilerin yanlış tutumlarıyla iyice kuvvetlenip, pekişebilir. Anne-baba bu konuda dikkatli davransa bile, çocuğun etkileşimde olduğu diğer aile bireyleri, okul arkadaşları, öğretmenleri ve komşuların yaptığı hatalar nedeniyle, çocuğun kekemeliği artabilir veya kekemelik nedeniyle başka sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk konuşurken ifadesi düzeltilmemeli, sabırsız ve sinirli davranılmamalı, başka şeylerle ilgilenilmemeli, konuşmasıyla alay edilmemeli ve çocuk küçümsenmemelidir. Dikkatini kendi konuşmasına vermesi önlenmelidir. Sık sık konuşturmak, güzel konuşmasını öğretmeye çalışmak gibi davranışlar, konuşma sorununun altını çizeceği için kekemeliği artırır. Kendine güven kaybını önlemek için diğer alanlarda yaptığı olumlu şeyler övülmeli, küçük sorumluluklar vererek yaptıkları onaylanmalıdır. Anne-baba olarak aşırı baskıcı ve koruyucu tutumlardan uzak durulmalıdır. Çocuk, kardeşlerle ve diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Başkalarına onun yanında kekemeliğinden söz edilmemelidir. Yeme bozukluğu Çocuklarda yemek seçme ve psikolojik nedenlerle yemeği reddetme gibi davranışlarla sıklıkla karşılaşılır. Anne babanın yedirmek için ısrarı, ödüllendirme ve ceza verme gibi zorlamalar, çocuğun yeme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkiler. Asla çocuğun yediği yemek miktarı diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Önemli olan çocuğun ne kadar yediği değil, nasıl gıdalarla beslendiğidir. İştahı az olan çocuklara besin kalitesi yüksek gıdalar verilmeye çalışılmalı ve çocuk yemek miktarı için zorlanmamalıdır. Hazırlayan Başak Doğru
Parmak Emme Tırnak Yeme Çocukta Tikler Yalan Söyleme Çalma Hırsızlık İnatçılık Çekingenlik Saldırganlık Her çocuk doğduğu andan itibaren yaşama uyum gösterme çabası içindedir. Anne babasına ve çevresine alışmaya çalışır, zaman zaman uyum sağlamakta güçlük çekse de bunu başarır çocuğun davranışlarında bir uyum sorunu olup olmadığını anlamak için, anne babaların çocuklarının gelişim dönemlerine ait özellikleri, bu dönemlerin sürelerini ve çocuklarının kişilik yapılarını bilmeleri gerekir. Aksi halde anne babalar ya çocuklarındaki herhangi bir davranış sorununu fark edemez ya da çocuğun normal gelişimini uyumsuzluk olarak değerlendirip kaygılanırlar. PARMAK EMME Parmak emme, bebeklerde herhangi bir patolojik neden olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen, doğal ve içgüdüsel bir davranıştır. Bebeğin sahip olduğu en güçlü reflekslerden biri parmak emmedir. Bebek içgüdüsel olarak yapmış olduğu bu davranıştan haz alır. Bebekler zamanla parmak emmeyi genelleyerek, oyuncak bebekleri, battaniye uçlarını ya da çeşitli eşyaları emmeye başlayabilirler ve bu durum da ebeveynleri telaşlandırabilir. Anneler genellikle parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünebilmektedir ama aslında bu emme yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranıştır. 1 yaş çocuklarının hemen hemen yarısının parmaklarını emdikleri görülür. 9. Aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Bu parmak emme “ritüelleri” aylarca devam edebilir. Bir süre sonra, çocuğun yaşının da büyümesiyle birlikte 3-4 yaşlarında çocuk, bu dönemin hem fiziksel hem de psikolojik aşamalarını tamamlar ve bir sonraki gelişim dönemine girer. Bunun neticesinde de parmak emme davranışının bir süre sonra kaybolması beklenir. Ancak eğer çocuk, yaşaması gereken gelişim sürecinde doyum sağlayamamışsa, bir sonraki gelişim sürecine bir önceki davranış kalıplarını taşıyabilmektedir. Ya da daha ileriki dönemlerde herhangi bir problemle karşılaştığında ve bu sorunla başa çıkamadığında geriye dönerek parmak emme davranışına sığınabilir. Bu gibi durumlarda bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Özellikleri 3-4 yaşından sonra da devam eden ve sıklaşan parmak emme, çocuğun parmağının zamanla aşınmasına ve renginin koyulaşmasına neden olabilir. Diş ve damak yapısında bozulmalar olabilir. Emme dürtüsü genellikle uykuya dalarken, acıkınca, yalnız kalınca ve duygusal yoksunluk durumlarında kendini daha çok hissettirir. Çocuk genellikle uykuya dalmadan önce emmeye başlar ve uykuda devam eder. Çocukların sadece uykuları geldiğinde parmaklarını emmeleri bir davranış sorunu değildir. Çünkü çocuk gevşeme ve rahatlama amacıyla parmağını emerek uykuya geçebilir. Bu yüzden parmak emme gibi yatma zamanı alışkanlıkları 2-6 yaş arası çocuklarında sık görülür. Parmak emme davranışı çoğunlukla 11-12 yaşlarında kendiliğinden ortadan kalkar. Ancak bunu çok sık yapan çocuklarda damak anormallikleri ya da emilen parmakta biçim bozuklukları oluştuğu için bu yaşları beklemeden müdahale gerekir. Nedenleri Parmak emme, bebeklik döneminde memeden erken kesilme, biberon ve yalancı meme kullanmama sonucu emme güdüsünün yeterince karşılanamamasına bağlı olarak oluşabilir. Bebeklikten itibaren devam eden ya da ileri yaşlarda tekrar başlayan parmak emme davranışı, çocukların kendilerini güven içinde hissetme ihtiyacından kaynaklanabilir. Çocuğun “sevgi” ve “güven” duygu ikilisine duymuş olduğu ihtiyaç, anne ve babası tarafından yeterince karşılanamıyorsa bu davranış kendini gösterebilmektedir. Çocuklar sorunlarla başa çıkmakta yetişkinler kadar başarılı değillerdir. Çocuklar içlerinde bulundukları ruhsal durumu ifade edemediklerinde ya da kendilerini çıkmazda hissettiklerinde, kendileri için en güvenli döneme geri dönerek, o dönemden kendilerini rahatlatan bir davranışı seçebilirler. Parmak emme davranışı bunlardan birisidir. Çocukların kendilerini çıkmazda hissettikleri durumlara; Ani bir korku, anne babanın ayrılması, sevilen birinin hastalanması ya da ölümü gibi olaylar, Ailedeki huzursuzluk ve geçimsizlik sonucu çocuğa yeterli ilginin gösterilememesi, Çocuğun, kardeşinin doğmasıyla kaybettiğini düşündüğü ilgiyi yeniden kazanma isteği, Parmak emme davranışı, psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir. Çocuklar kıskançlık, korku, kaygı ve yalnızlık gibi duyguları yoğun olarak yaşadıklarında, kendilerini yatıştırmak adına parmak emebilirler. TIRNAK YEME Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşlarından önce sıklıkla rastlanmaz. Ancak fazla görülmemekle birlikte 15 aylık gibi erken dönemlerde de görülebildiği rastlanmıştır. Bazı kişilerde ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebilmektedir. Tırnağı dişlerle koparma, bazen koparılan parçaları yutma, tırnak kenarlarındaki etleri koparma ve yeme gibi çeşitli biçimlerde görülebilir. Tırnak yiyen çocuklar genellikle içedönük bir kişilik yapısına sahip olurlar ve çabuk heyecanlanma, kolayca kızma gibi duygusal özellikler ortaya koyarlar. Nedenleri Tırnak yeme davranışı genellikle bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilmektedir. Aile içersinde aşırı baskılı ve otoriter bir tutumun sergileniyor olması, çocuğun sürekli olarak azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık duygusu, yetersiz ilgi ve sevgi, sıkıntı ve gerginlik, ayrıca çocuklara aile içinde tırnak yiyen bir model olabilen ebeveynlerin oluşu gibi durumlar; tırnak yeme davranışına neden olabilmektedir. ÇOCUKTA TİKLER Tikler istemli çalışan çizgili beden kaslarında istem dışı olarak ortaya çıkan aralıklı kasılmalardır. En sık olarak yüz ve boyun kaslarında olur. Göz kırpma, dudak kenarlarının çekilmesi, boyun oynatma, boyun bükme, başı sallama, omuz oynatma gibi biçimlerde görülür. Bu davranışlar genellikle önceden düşünülmeden yapılır ve zamanla davranış biçiminin bir parçası olarak, gerginlik anlarında ya da boş kalındığında daha sık ortaya çıkar. Tiklerin görülme biçimleri 1. Gelip geçici tik En az 4 haftada ortaya çıkan ancak 1 yıldan uzun sürmeyen, hemen her gün gözlenebilen, artmalar ve azalmalar gösteren basit tiklerdir. Gelip geçici tikler, motor tiklere oranla daha az görülür. Oluşmasında daha çok çevresel faktörler ve stres etkili olmaktadır. 2. Kronik motor - vokal tik bozukluğu 1 yıldan uzun süre devam eden tiklerdir. Tiklerin olmadığı dönem 3 aydan daha azdır. Vokal tiklerle motor tikleri birbirinden ayıran özellikler ise şöyledir vokal tikler burun çekme, boğaz temizleme gibi duyulabilen tiklerdir; motor tikler ise kaş kaldırma, göz kırpma gibi görülebilen tiklerdir. 3. Tourette bozukluğu Zaman içinde artma ve azalmalar gösterir. Çok sayıda vokal ve motor tiklerle birlikte görülür. Genellikle tikler sayılamayacak kadar sıktır. Ortalama başlama yaşı 7-10’dur. Oluşmasında genetik, nörobiyolojik ve çevresel etkenler etkili olmaktadır. 4. Başka türlü adlandırılamayan tik bozukluğu bu kategori özgül bir tik bozukluğunun tanı ölçütlerine uymayan, bu ölçütleri karşılamayan bozukluklar içindir. Örnekleri arasında 4 haftadan daha kısa süren veya 18 yaşından sonra başlayan tikler gibi durumlar vardır. Özellikleri Tikler genellikle 3-4 yaşlarından önce görülmemektedir, ancak nadiren 15 aylık gibi erken bir dönemde de görülebilmektedir. En fazla ortaya çıktığı zamanlar 6-7 yaşlar ve ilk ergenlik 11-13 yaş dönemidir. Tikler erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülmektedir. Tikle birlikte sıkça rastlanan belirtiler dikkat ve öğrenme problemleridir. Tikler boyunda ve gövde de görülebilir. Ama en sık olarak görülenleri göz kırpma, burun kıvırma, dudak oynatma, kaşları kaldırma gibi yüz tikleridir. Huzursuz, engellenmeye karşı toleransı düşük, çabuk öfkelenen, yerinde durmakta zorlanan ve dikkat eksikliği olan çocuklarda daha sık olarak görülür. Hareket, konuşma ve düşünmeyi engellediği için tikler çocuğun günlük yaşantısında zorluklarla karşılaşmasına neden olabilir. Nedenleri Çocuğun genetik açıdan yatkın oluşu ailede tiki olan bir bireyin olması, Aile ve çevre içinde stres yaratan çeşitli durumlar, Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitim olması, Çocuğa gösterilen sevgi ve ilginin yetersizliği ve bu tutumun çocukta yol açtığı olumsuz benlik algısı ve kendine güven eksikliği, Çocuğun davranışlarının sıkça eleştirilmesi ve yeteneklerinin üzerinde zorlanması, Kardeş kıskançlığı, Aile içindeki geçimsizlikler, Çocuğun yaşadığı ortamın kaygı verici ve güvensiz olması, Ortaya çıktığı bölgenin ya da organın uzun süren rahatsızlığı Örneğin, uzun süren burun akıntısı sonrasında burun çekmenin bir tik haline gelmesi gibi faktörler sıralanabilir.
“Sizin KIZINIZ derslerde, sanki rüya görüyor gibi.. Soru sorduğumda sadece konuşur, genelde çok sessiz ve dersimde not almadığını görüyorum” “Evin camına demir parlaklık taktırmamıza rağmen, hala camdan sarkmak istiyor durduramıyorum OĞLANI” “OĞLANI defalarca uyarmama rağmen, yine o sıcak çaydanlığa elini yapıştırdı.” “Sınıfta gözümle takip etmekten yoruldum kıpır kıpır, ben bir şey anlatıyorum sizin OĞLAN apayrı bir cevap veriyor, dikkati inanılmaz dağınık” “KIZINIZ okulda kaç defa çantasını unuttu” “KIZIMIN yüzüne bakıyorum bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum ama dinlemiyor gibi, sanki beden olarak orda ama aklı kim bilir nerede; ama bazen de dinlemediğini düşündüğüm şeyi yanıma gelip çok güzel anlatabiliyor?” “OĞLANA markete giderken alacaklarını söylerim, ne alacaktım unutmuşum cevabı ile geri döner” “Bizim KIZA/OĞLANA spora git dedim bir hafta gitti bıraktı, sonra resim çizdi bir ay ondan da sıkıldı, hiçbir şeyi tam manasıyla sonlandırdığını görmedim”. Yargılayarak tükettiğimiz, tükettikçe tekrar yargıladığımız yukarıdaki yaşamların yanına acaba “Değişim düşünce ile başlar, bireyde can bulur” anlayışı ile bir şeyler ekleyelim mi? Çevremizde birçok kişinin yerinde duramayan, söz dinlemez, yaramaz, sakar veya dikkatsiz çocuklara farklı derecede gözlüklerle baktığını görebiliriz. Özellikle bu çocuklar, okul öncesi ve ilkokul döneminde karıncaların arasında yükselen bir dev gibi algılanabilirler. Bu algıya benzer şekilde yapılan araştırmalar da, bu iki dönemin Okul öncesi ve ilkokul çocukların ilgi, yetenek ve öğrenme motivasyonlarının gelişiminin temelindeki dikkat becerilerinin etkisinin büyüklüğüne odaklanmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu DEHB gibi bilişsel ve duyuşsal süreçleri olumsuz etkileyen bu tip rahatsızlıklar da bu becerilerin gelişimi engelleyebilmektedir. Her ne kadar tıp ve psikoloji alanında uzun süre araştırmalar yapılmış olsa da DEHB nedenleri tam olarak belirlenemeyen ancak biyolojik temelleri da olan bir bozukluk olarak kabul edilebilir. En kolay gözlemlenebilen belirtisi aşırı hareketlilik olduğundan, toplumda da “hiperaktif çocuk” olarak ifade edilen enerjisi yüksek çocuklar oldukça kolay fark edilebilir. Ancak bu tanımlamanın yanıltma payının da düşünülmesi önemlidir. Çünkü bazı çocuklar sadece enerjisi yüksek olduğu için de hareketli olabilir. SİZLERDEN GELENLER Zeki çocuklar hiperaktif midir? Çevremizde “Zeki çocuklar hiperaktiftir” şeklinde bir düşünce mevcut.. Oysa ki Hiperaktivite, çocukluk döneminde belirtileri daha da netleşen ve beynin dikkat-davranış merkezlerinin normal çalışamadığı zaman ortaya çıkan bir sorundur. Bu çocukların bazıları normal zekaya sahip olduğu gibi, bir kısmı yüksek veya düşük seviyelerde de gözlemlenebilir. Burada dikkati çeken nokta, zeka ile hiperaktivite ilişkisinin veya birlikte ele alınışının doğru olmayışıdır. Her hareketli çocuk hiperaktif midir? Bu soruya ilk gidişat, gelişimsel alana yönelik olmalıdır. Çocukluk dönemi çok hareketliliğin gözlemlenebileceği bir dönemdir. Çocukluktan ergenliğe geçiş, diğer gelişimsel süreçlere göre, büyüme hareketliliğinin görece daha yoğun olduğu bir dönemdir. Çocuklardaki hızlı büyüme ve sonucunda oluşan hormonal değişim de bir o kadar hızlı gerçekleşmektedir. Bunun sonucunda bedende enerji birikimleri oluşur. Bu birikimi atamayan çocuk, toplumda ifade edilen “yaramaz, haylaz,” etiketlerine maruz kalmaktadır. Çocuklardan beklenilen, vakitlerini yoğun geçirdiği okul ve diğer sosyal ortamlarda bu enerjiyi atmalarıdır. Bundan kaynaklı spor ve diğer sosyal faaliyetlere veya doğada toprak su ile oynamaya yönlendirmek hem psikolojik hem de beden sağlığı açısından oldukça rahatlatıcı olduğu söylenebilir. Ancak diğer taraftan “Hiperaktivite” psikiyatrik bir rahatsızlıktır ve ayrıca tedavi gerektirir. DEHB’in Tüm Belirtileri Aynı Anda Mı Görülmektedir? Üç ana alt boyutta ele alınıp tedavi ve psikoterapi planı buna göre şekil almaktadır. Birinci boyutta DEHB’te; dikkat eksikliği belirtilerinin yanında hiperaktivite belirtileri de yer almaktadır. Özellikle 6-8 yaş aralığı çocuklarda hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri ön planda olmaya başlar. İkinci boyutta Hiperaktivite impulsivite belirtileri artarken; dikkat eksikliği belirtileri daha az gözlenir. Genellikle bu çocukların okul başarıları daha iyi iken; bulundukları ortamda daha çok uyum problemleri gözlemlenebilir. Son boyut ise dikkat eksikliği yüksek iken; hiperaktivite ve impulsivite belirtileri daha az gözlenir. Bu çocuklarda uyum problemleri daha azken; okul akademik başarılarında düşüş gözlemlenebilmektedir. Ayrıca çocuklarda belirgin davranış problemleri fark edilmediğinden; ebeveynler ve genel çevre bu tip çocukları “tembel, isteksiz, ilgisiz” olarak kabul etmektedir. Tedavide İlaç Kullanmak Gerekli Mi? DEHB biyolojik temelleri olan bir rahatsızlıktır. Çocuklarımızın akademik gelişimlerinde, hayatlarında edineceği yeni rollerde meslek, kariyer, anne, baba..vb sağlıklı adımlar atabilmesi ve ilerleyen yaşlarda görülmesinin tercih edilmediği kişilik bozukluklarını önlemesi amacıyla ilaç ve psikoterapi dengesi gerekmektedir. DEHB Belirtileri Tüm Yaş Dönemlerinde Aynı Mı? Büyüme ve gelişim süreci farklı tür ihtiyaçlarla devam eden bir döngüdür. Bireylerde erken yaşlarda görülme sıklığı bulunan DEHB gibi rahatsızlıklarda da gelişim dönemlerinde bir takım davranışlar gözlemlenebilmektedir. Örneğin bebeklik döneminde aşırı ağlama, yeme problemleri, düzensiz uyku ve huzursuzluk gibi belirtiler görülebilmektedir. Okul öncesi dönemde uyku düzensizlikleri devam etmekte; ayrıca söz dinlememe, amaçsız davranışlar, odaklandıkları işi sürekli değiştirme ve sürekli hareket halindeki davranışlarda bulunma faaliyetlerinde artış başlar. Okula başlama yıllarında ise sınıf içi akranlarını rahatsız etme, sınıfta dikkati dağıtma genel olarak okul ve çevrede kabul edilemeyecek davranışlar geliştirmeye başladığı dönemdir. Ergenlik döneminde, özellikle akademik anlamda dikkat gerektiren işlerde zorlanma kendini gösterirken; hiperaktivitenin yoğunluğu kontrol edilebilmekte dans, spor gibi faaliyetlerle, dürtüsellik riskli davranışların gelişmesine zemin hazırlayabilmektedir. İmpulsivite dürtüsellik Günlük Yaşamı Nasıl Etkiler? Dürtüsellik, sonucunu düşünmeden hareket etme ve aceleci davranışlarla, bireyin kendini kontrol etmesinde zorluk yaşaması ile gelişen bir durumdur. Bu zararlı olacak fevri hareketler; istekleri erteleyememe, sırasını bekleyememe ve aceleci olma gibi davranış problemlerinin gelişiminin nedenlerini ortaya çıkarabilir. Bu tip, davranış problemlerinin üzerinde çalışılmaması çocuğun özellikle akranları arasında saldırganlık, şiddet eğilimli davranışlara; ebeveynleri arasında söz dinlememe, ağlama, kural tanımama gibi davranışların gözlemlenmesine sebep olabilir . DEHB BELİRTİLERİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DİĞER ETMENLER Yapılan araştırmalarda DEHB tanısı alan çocukların annelerinde öfke, pişmanlık, kendini suçlama ve umutsuzluk belirtilerinin artışının depresyonu tetiklediği gözlemlenmiştir. Bu yüzden aile birlikteliği ve eşlerin dengeli tutarlı ebeveyn rolleri oldukça önemlidir. Tutarsız ilişkiler çocuklarda ilerleyen yaşlarda kişilik bölünmelerine sebep olabilir. 2-4 yaş aralığındaki çocuklarda konuşma güçlüğü, uykusuzluk, yemek yeme düzensizlikleri gibi belirtiler ile kendini gösterebilir. Ergenlik dönemine gelindiğinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite öfke patlamaları, Saldırganlık, şiddet eğilimi, sosyal ilişkilerde zayıflık gibi davranış problemlerine dönüşebilir. Bilişsel olarak gözlemlendiğinde; problemler hakkında düşünme, farklı alternatifler geliştirebilme, oluşabilecek olay veya durumlar hakkında çözümler üretebilme, duyguları anlama, karar alma ve kontrol edebilme becerilerinde akranlarına göre gecikmeler gerçekleşebilir EBEVEYNLERE ÖNERİLER DEHB tanısı konulan çocukların ebeveynleri çocuklarına daha sakin davranmalı, çatışma ortaya çıkacak durumların ve ortamların oluşmasını engelleyecek huzur ve uzlaşma atmosferini yaratmalıdırlar. Böylece çocuklar ebeveynlerinden duymaktan hoşlanmadıkları “ Hayır” ifadeleri ile daha az yüz yüze gelmesi sağlanabilir. Çatışmaların az olduğu ortamlarda, öfke gibi olumsuz duyguların daha az hissedilmesine yardımcı olabilir. Bazı ebeveynler “Biz de çocukken böyleydik” veya “Onun huyu bu” şeklindeki inkar tutumları hem çocuğu hem de aileleri gerçeklerden uzaklaştırarak, zihnin ve çevrenin söylemlerinin doğruluğuna itebilir. Gerçekleri inkar ederek davranmak çocuklarda oluşabilecek yeni gelişimlerin de kapılarının kapanmasına neden olabilir. Çocukların gelişimi ve öğrenme ortamlarını belirleyici kuralların bir anda verilmesinden ziyade sistematik ve yavaş yavaş kademeli olarak verilmesi çocuk için daha faydalı olabilir. EĞİTİMCİLERE VE ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER Hiperaktif çocuklar hem kendilerine hem de çevrelerine yönelik geliştirilen davranışlara oldukça farkında ve duyarlıdırlar. Bu yüzden öğretmenlerin bu tarzdaki öğrencilerini sevmesi ve şevkatli davranmaları oldukça önemlidir. Çocuk bunu hissettiği zaman kendisi de benzer davranışları geliştirmeyi öğrenebilecektir. Dikkat dağınıklığının yüksek olduğu öğrenciler sınıf içerisinde öğretmenin temasının kolay olabileceği bir yerde, ön sıralarda ve pencereden uzak alanlarda oturmaları tercih edilebilir. Bu öğrencilerin genel anlamda dikkat süreleri 20dk civarında kabul edilebilir. Bu yüzden öğrencileri uzun süreli ders çalışmayı hedeflemek, akademik gelişimden uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocukla ortak alınacak bir kararla birlikte, ödevlerini ve çalışma sürelerini sık ara vererek planlayabilirsiniz. Aktif hareketin yoğun gözlemlendiği futbol, yüzme, basketbol, dans gibi etkinliklere katılımı desteklenebilir. Çocuğun gelişimsel çabasını görebilmek ve görebildiğinizi öğrencinize iletebilmeyi ihmal etmemek önemlidir. Sonuçları olumlu veya olumsuz geri dönütleri ifade ederek öğrencinizin yanınızda olduğunu hissettirebilirsiniz. Özellikle ilkokul dönemi öğrencileri için olumlu sonuçları yıldızlar ve grafiksel basamaklarla göstermek yararlı olabilir. Öğrencilerinize somut, anlaşılabilir, kısa ve kesin bir dil kullanılmasına dikkat edilmelidir. Okulda ve sınıf içinde belirlenmiş kuralları itiraz etmezler ancak bu kuralları düşüncesizce ihlal sebebiyle kendilerini disiplinde “Bilerek yapmadım , bir anda gelişti anlayamadım” savunmaları ile ifade ederler. Böyle durumları öğrencilere içten, yargılayıcı bir dil kullanmadan aktarabilmek oldukça önemlidir. “ÜZERİNDE DÜŞÜNMENİZİ BEKLEDİĞİM” Kaza, hayatın içinde ve kaçınılmaz ise; asıl zafer yaşama yakın olmak demek değil mi? Yorum Gönder 0 Facebook Yorumları 0 Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.× Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Üye Girişi
ilkokul döneminde uyum ve davranış problemleri